28 Kasım 2020 Cumartesi

Wet n Wild XXL Lash Maskara

 



Wet n Wild XXL Lash Maskara Siyah

Fırçasını görmeden almıştım uygun fiyatlı diye, şansıma sevdiğim fırça yapısındaymış. Bir kez sürünce belli olmuyor kirpiklerde, birkaç kat geçersem güzel duruyor. Dökülme yapmıyor. 17 tl idi aldığımda, Gratis'te..

26 Kasım 2020 Perşembe

Mon Amour Oje 03 Gül Kurusu




Mon Amour Oje 03 Gül Kurusu

Uzun zamandır yeni oje almadığımı fark ettim. Çok pahalanmışlar. Yazıktır, kuruyor zaten yarısı hep. Bunu da Şok'ta buldum. 2,5 tl civarıydı, rengi çok hoşuma gitti. Ruj rengi gibi :)

Tek katta şık durdu, beğendim. Gün ışığında daha canlı görünüyor rengi, ilk fotoğraf o. Diğerlerini ampul ışığında çektim. Uçlarından çabuk aşınıyor sanki bu oje..

21 Kasım 2020 Cumartesi

Okudum: Krallığı Öldürmek (Alexandra Christo)

 



Adı: Krallığı Öldürmek
Orj. Adı: To Kill A Kingdom
Yazar: Alexandra Christo
Sayfa: 461
Fiyat: 16 tl

Kitabın kapağından çok etkilendim. Yoksa sirenler pek ilgimi çekmiyor. Denizkızının vahşisi işte. Ahtapot bacaklarının konuyla ilgisi yok aslında ama sanırım sirenlerin dokunaçlarına bir gönderme olarak konmuşlar.

Kitabı sevmedim, elimde yaklaşık 2 hafta süründü. Kendimi kaptırıp okuduğum birkaç sayfa dışında yavan, olayları şimşek hızında gelişen, bizi kendi dünyasına alamayan fantastik bir eser. Biri aklından geçmişini geçirirken o anda bir şeyler oluyor ve hop kendimizi bambaşka yerlerde buluyoruz. Böyle okurken uyuklarız da son 1-2 sayfayı hiç hatırlamayız ya, ona benzer bir duyguyla okudum tüm kitabı. Konu güzel ama aktarımı sıkıntılı geldi bana. Tam anlatamıyorum, okuyun da demeyeceğim, zira ergen tavırları içeren zamane dizisi gibi bir kitap bu.. 

Lira, prensleri öldüren bir siren. Kalplerini söküp alıyor. Her sene bir tane. Annesi kraliçe, Lira onun yerine geçecek ama biraz isteksiz. Çünkü Lira zalim değil. Buna zorlanan bir katil. Elian, Midas krallığının prensi. O da kral olacak ama istemiyor. Kendini denize vurmuş bir korsan, sirenleri bulup öldürme derdinde. İkisi de aynı yaşlarda, 20 bile yoklar ama sanki 100 yıl yaşamış gibi bir özgüven, bir yılmışlık, bir tavır..

Lira ve Elian'ın yolları kesişecek ve ortak bir amacın peşine düşecekler. Tabi sirenin insana dönüşme mevzusu var, buralar biraz ilgi çekici işte. Varış noktaları bir dağ ve yolculukları tuhaf maceralar içeriyor. Biraz sürükleyici ama fazlasıyla bıktırıcı. Sabrı olan okusun, ne diyeyim..

11 Kasım 2020 Çarşamba

Okudum: Son Kız, Son Ticaret, İlk Şehir (Joe Hart)




Adı: Son Kız
Orj. Adı: The Last Girl
Yazar: Joe Hart
Sayfa: 384
Fiyat: 22,4 Tl

Son Kız - Son Ticaret ikili olarak almıştım. Devamı da varmış, neredeyse 1 yıl bekledim ama bir değişiklik yok. Zaten Kitapyurdu'nda bu kitap ve yazar hiç yok. Yorum bile yazamıyorum yani oraya. İlginç, neyse..

Gelecekte dünyada bir şeyler olmuş ve artık kız bebek doğmuyor. Son doğan kızları toplamışlar, bir yerde büyütüyorlar. Kızlar aslında denek, kız bebek doğurabilecekler mi diye onları deniyorlar. Ama kızların bundan haberi yok. Hepsine yalan söylenmiş. Dünyada salgın oldu, herkes öldü falan demişler. Onlar da kabullenmiş durumu. Hepsinin başında bir rahip var, rahiplerin de kızların yaşlarına denk oğulları var. Zamanla öğreniyoruz bu düzen nasıl kurulmuş..

Kızlar bu tuhaf düzende yaşarken arada rutini bozacak olaylar gelişiyor, o tesiste. Sonra asıl karakterimiz Zoey, ceza alıp karanlık bir yere kapatılıyor ve orada kendiyle yüzleşiyor. Kız aslında çok güçlü ama farkında değil. Olaylar onun içindeki gücü çıkaracak ortaya. O tesisten kaçacak Zoey. Kaçışı da kurtuluşu da zorlu olacak. Etrafta tuhaf kimselere denk gelecek. Bu kişilerin bazıları kötü ama Zoey şanslı biraz. İyi bir gruba da denk gelecek. Sonra bir plan yapacaklar. Kızları kurtarma planı..

Güzel ve heyecanlı bir kitaptı. Bazı karakterlerin ölmesine üzüleceğiz ama yapacak bir şey yok. Zoey'nin başına da türlü şeyler gelecek. Onlara da üzüleceğiz. Çok hüzünlü bir kitap değil aslında, ben biraz duygusalım sanırım şu ara..




Adı: Son Ticaret
Orj. Adı: The Final Trade
Yazar: Joe Hart
Sayfa: 331
Fiyat: 22,4 Tl

İlk kitapta adı geçen ve benim hiç anmadığım bir oluşum vardı. Genç Peri Ticareti. Zoey bunu sağdan soldan duyuyor ve ürküyordu, zira adı gibi uğursuz bir oluşum ama sadece kadınların köle gibi satıldığı bir düzenek olarak biliyordu bunu. Çok daha beter bir şeymiş meğerse. Vakti geldiğinde öğreneceğiz.

Zoey grubuyla bir füze üssüne sığınıyor. Oraya gidişi öyle kolay değil, yolda türlü şeyler yaşayacaklar ama kitapta genel olarak o üssü kullanacaklar. Tabi önce oradaki uğursuz tiplemelerden kurtulmaları gerek.

Olaylar geliştikçe Zoey'nin önünde bir amaç beliriyor. Şu Ticaret'i ortadan kaldırmak. Tüm kadınları rahatlatacak bir şey olurdu doğrusu. Bu yönde adım attıkça biz de meşhur ticareti tanımış oluyoruz. Ayrıca yeni bir karakter dahil oluyor, bir kadın. Ticaret'in elinde bir aşçı ama zorla orada tutuluyor. Tüm kaçma girişimleri olumsuz sonuçlanmış ama o umudunu kaybetmemiş. Bu kadın, yaşı itibariyle birinin annesi olabilecek biri. Acaba kimin??

Zoey'nin yaptığı plan yolunda giderken umulmadık şeyler de olacak elbet. Heyecanla okudum ve tabii ki seri bitmedi. Şimdilik 3. kitap yok ama onun da dolu dolu olacağını hissettim. Zira çok kritik bir yerde bitti..




Adı: İlk Şehir
Orj. Adı: The First City
Yazar: Joe Hart
Sayfa: 413
Fiyat: 19,5 Tl

Son kitap. İlk ikisini okuyalı epey zaman oldu. 3.yü çıktığı gibi alamadım, fiyat düşmesini bekledim. Trendyol'un indirim günlerinde almış oldum. Artık kitapları canımın isteyişine göre değil fiyatlarına/indirimlerine göre alıp okuyorum. Çok acı evet.

Olayı kabaca hatırlasam da ayrıntıları unutmuşum. Okurken yazar şöyle şöyle olmuştu gibisinden bir akış çizmiyor. Yani seriye ara vermeden okumak lazımmış. Zeoy ve Lee'nin yollarının ayrılmış olduğunu bile zor hatırladım. Nasıl yani bunlar bir arada değil miydi, dedim. Neyse.

Heyecanla devam ediyor hikaye. Zoey, kız bebek doğurma konusunda çok önemli bir konumdaymış ve onu kaçtığı binaya geri döndürmeye çalışıyorlar. Onu merak ettirecek bir bilgi ulaştırıyorlar kıza. O da haliyle koşa koşa gidiyor o binaya. Ama hızlı bir gidiş olmuyor. Dünyada her şey alt üst olduğu için biraz yayan, biraz denk getirebildiği araçlarla, ondan bundan kaçarak gidiyor. 

Zoey'den üretilen bebekler gerçek ama Zoey'in daha bilmediği gerçekler de var. Binaya gittiğinde onları da öğrenecek. Kucağında bebeğiyle kaçış sahnesi dokunaklıydı. Göz yaşartacak cinsten değil de, bebekli sahneleri çok gerçekçi işlemiş, hoşuma gitti. Yakınlarda bir bebek olsa gidip severdim, o kadar canım istedi :)

Güzel bir son kitaptı. Sonlara doğru sevilen bir karakterin başına biraz kötü bir dert getirdi ama ölmediğine sevindim. İlla bir yanımız buruk ayrılıcaz bu hikayeden dimi.

*Kitabın adı neden ilk şehir? Dünyada yıkılmamış düzen kalmadığı için, artık düzen kurmaya başlayan ilk şehire ulaşacaklar. Adını unuttum, hoş bir yerdi. 

30 Ekim 2020 Cuma

Okudum: Ben, Kirke (Madeline Miller)

 



Adı: Ben, Kirke
Orj. Adı: Circe
Yazar: Madeline Miller
Sayfa: 404

Akhilleus'in Şarkısı'ından sonra gözüm Kirke'deydi. Beklentimi yüksek tutmuşum sanırım, Kirke'yi o kadar beğenemedim. Hatta süründü elimde 10 gün. Kendi içinde hoş bir sürükleyiciliği ve maceraları var elbette ama ben kendimi kaptıramadım.

Yunan Mitolojisine ilgim var ama Kirke'yi sadece isim olarak duydum. Kimdir, nedir bilmiyordum. Tanrıymış kendisi, ama baya önemsizlerden. Aslında tanrı denmez ona, biraz gücü olan bir ölümsüz işte. Ölmüyor, ölemiyor, nasıl bir hayat verdilerse kadına, yaşlanmıyor bile; ceza gibi durgun, durağan, sıkıcı ve sevdiklerinin yok oluşunu görüyor hep.

Böyle anlatınca Kirke'yi çok masum yansıtmış olmayayım. Aslında cadı kendisi, otlarla büyü becerileri var. Etrafına büyük zararlar veriyor. Zaten bu yüzden cezalandırılıp boş bir adaya hapsediliyor. Oraya tesadüfen gelenleri domuza falan çeviriyor. Kendince sebepleri olsa da hanfendi masum değil. Tabi bin yıllık ömürde epey sıkılacak. Adadan çıkması pek mümkün değil. Bir ara çıkıyor, yarattığı felaketlerle karşılaşıyor, biraz üzülüyor, sonra evine geri dönüyor.

Oğlu olduktan sonra değişiyor Kirke. Kendi adına çok büyük kararlar alacak mesela. Aferin ona. 

Ben biraz sıkılsam da siz sıkılmayın. Okuyun Kirke'yi. Arada tanıdık tanrılar/kimseler uğruyor ona, tanıdık birini görünce seviniyoruz hatta..

20 Ekim 2020 Salı

Okudum: Kurt Gölü (John Verdon)




Adı: Kurt Gölü
Orj. Adı: Wolf Lake
Yazar: John Verdon
Sayfa: 470
Fiyat: 19,7 tl 

Yazarın bundan önceki kitaplarını okumuştum yıllar önce. Hepsini de beğenmiştim. Kurguları, olayların çözümlenişi, ana karakterin düşünme biçimi vs. beğendiğim çizgideydi hep. Hatta ara ara durup, Gurney acaba şimdi ne yapıyordur, yine bir olayı çözmüş müdür diye düşündüğüm bile oluyordu. Ama Kurt Gölü kitabını o kadar başarılı bulamadım. Yaklaşık 10 gün içinde okuyabildim, uzun aralar verdim ve genelde gürültülü mekanlarda okumuş oldum. O yüzden kendimi tam verememiş olabilirim. Ama bir kitap sürükleyiciyse, güzelse; bahaneler olmaz, oturur okursunuz. Bu pek öyle olmadı işte..

Emekli dedektif Gurney, eşiyle bir kış tatiline çıkmak üzeredir. Valiz hazırlarken eski bir arkadaşı bir bahaneyle uğrar bunlara. Yanında da bir kadın getirir. Kadının kardeşi Hipnoz işiyle uğraşan ünlü biridir ve adamın başı tuhaf cinayetlerle derttedir. Ama suçlu olmadığı için adam gram çaba göstermez kendisi adına. Avukat vs. tutmaz. Ablası uğraşıyor işte. Neyse Gurney bu cinayet olaylarını ilgi çekici bulur ve incelemeye karar verir.

Cinayetler birbirinden uzak işlenmiştir ama meşhur hipnozcu dağın başında Kurt Gölü civarında oturduğu için onlara en yakın tesise giderler ve orada krallara layık bir suitte kalırlar. Kitabın neredeyse 3/4'ü bu dağdaki tesiste geçiyor ve Gurney'nin karısı günün her vakti duşa giriyor. Yeter be kadın, buruş buruş oldun suyun altında. Millet cinayet diyor, ölüm diyor, kadın kalkıp duşa giriyor. Neymiş kemikleri ısınacakmış. Git ateşin başında otur. Çok sinir oldum. Aslında hoş kadındı, yazar onu niye böyle itici yaptıysa, anlamadım.

Cinayet soruşturması sırasında bazı tanıklarla konuşuluyor haliyle. Bir kızla oyuncak bebek dükkanında buluştu mesela Gurney. Oranın sahibini son derece tuhaf bulmuştu. Ama o kişinin bu cinayette yeri yok. Madem yok niye bu kadar merak ettirdiniz beni. Ne garip insandı oysa, birini de o öldürmüştür gibi bir sonuca bari varsaydınız.

Dağın başında olunca karakter sayısı az oluyor ve şüpheliler bu insanların içinden çıkıyor. Ben öyle düşünmemiştim. Soğuktan kafayı üşütmüş tuhaf tiplemelerdi benim için hepsi. Yazık oldu onlara. 

Gurney olayı çözüyor da çözülüş aşaması bile çok zorlama geldi bana. Yok, olmamış bu kitap. Sevemedim ben. Bir sürü ayrıntı kaldı aklımda, hiç biri bir işe yaramadı. O zaman niye verdin o ayrıntıları John efendi. Kafam çıkmaz sokaklarla dolu. 

2 Ekim 2020 Cuma

Okudum: Akhilleus'un Şarkısı (Madeline Miller)

 



Adı: Akhilleus'un Şarkısı 
Orj. Adı: The Song of Achilles
Yazar: Madeline Miller
Sayfa: 370

Akhilleus'un Şarkısı'nı uzun zamandır okumak istemiştim. Bir arkadaşta gördüm ve hemen ödünç alıp okudum. Çok iyi denk geldi, çok da mutlu oldum.

Ortaokuldayken İlyada ve Oddysseia kitaplarını okumuştum. O zamanlarda beri Yunan mitolojisine bir ilgim var. Sonrasında Truva filmini de izlemiştim. Zaten Akhilleus'un Şarkısı'nı da okurken kafamda o filmle kıyasladım hep. Uyuşan ve uyuşmayan pek çok yer var tabii ki. Aslında konuyu biliyoruz ama yine de okumak güzeldi. Yazarın dili çok akıcı, bilinen bir hikayeyi okuru sıkmadan anlatmak zor bir iş bence. Gerçekten sıkılmadım ben.

Akhilleus, bir ölümlüyle bir tanrıçanın oğlu. Annesi büyük tanrıçalardan değil ve Akhilleus'in üzerine çok fazla düşüyor. Pek sevmedim o karakteri. Patroklos ise Akhilleus'in yakın arkadaşı hatta arkadaştan daha da öte, sevgilisi diyeyim. Aralarında çok derin bir bağ var.

Akhilleus o dönemin en ünlü ve yenilmez savaşçısı ama bu şöhreti başarılarına borçlu değil.Tanrılar duyuruyor onun öyle olduğunu. Troya savaşına kadar neredeyse kimseyi de öldürmüyor Akhilleus. Kendi kaderiyle ilgili kehanetleri öğrenince de kaderinden kaçmak için Hector'dan uzak duruyor. Troya savaşı 10 yıl sürüyor, sırf Akhilleus, Hector'u öldürmediği için. Ama tanrılar rahat durmuyor. Akhilleus'i kaderine doğru ittiriyorlar resmen.

Kitap Patroklos'un dilinden anlatılıyor. Patroklos öldükten sonra bile o anlatıyor. Yeraltına uğurlanamadığı için ruhu oralarda gezinip her şeyi görüyor. Onunla birlikte biz de görüyoruz.

Kitapta bilinenin dışında güzel ayrıntılar da vardı. Arkasında şahıs sözlüğü bile var. Onu da okudum. Kim kimdir, ölü müdür diri midir, hepsi :)

*Akhilleus, lir çalıp şarkı söylemeyi seviyor. Kitabın son çeyreğinde bir yerlerde Akhilleus yine şarkı söylerken, önemli kişiler onunla görüşmeye gelirler ve Akhilleus'in Şarkısını bitirmesini beklerler. Kitabın ismiyle uyuşan en net yer burası. Ama bahsedilen şey belirgin bir şarkı değil tabii ki. Biraz da kitap ismini manidar buluyorum. Kişiler ölünce arkasında kalan hoş bir seda, deriz ya, onun gibi bir şey.

Yazarın Ben, Kirke kitabını da çok merak ediyorum. Yakında ona da denk gelirim umarım.