paul sussman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paul sussman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2018 Perşembe

Okudum: Osiris Labirenti (Paul Sussman)


Adı: Osiris Labirenti
Yazar: Paul Sussman
Orj. Adı: The Labyrinth of Osiris
Sayfa: 640
Fiyat: 12 tl

Paul Sussman'ın daha önce 2 kitabını okuyup beğenmiştim. Mısır ve çöl sevdam yüzünden bunu da aldım ama pişmanım. Diğer kitaplara göre oldukça karışık, karmaşık, hem karakter çok hem de olay çok. Kitapta belki on bin kez söylenen cümleyi bir de ben söyleyeyim: 'Bu kadar olay nasıl birleşip de çözecek herşeyi'. Çözdüler mi? Eh.

Kitapta tanıdığımız bir karakter var: Mısırlı dedektif Khalifa. Böyle eski bir komşu gibi. Sevdirdi bu karakteri :) Ama Khalifa hüzünlü, oğlu nehir kazasında öldüğü için buruk biraz. Konuyu kaçırdığımı zannettim okurken ama kaçırmamışız, ilerleyen sayfalarda her türlü ayrıntıya girip anlatıyor sağolsun. 640 sayfayı doldurmak kolay değil.

İşin İsrail kısmı var. Oradaki dedektif Ben-Roi bir cinayeti çözmeye çalışır. Kadın bir gazeteci öldürülmüştür, kilisede. Kadının son yazısı üzerine araştırma yaparlar, evinde bir sürü konu hakkında gazete kupürleri bulurlar. Her olay birbirinden oldukça bağımsız görünür ama gazetecinin bunları birleştirip bir haber yapma peşinde olduğunu düşünürler. Zaten bizim kafalar da buralarda karışıyor.

Pek çok kere kitabı yarım bırakmayı düşündüm. Okurken sıkıldım, yoruldum. Bir milyon ipucu benim bile başımı ağrıttı. Bir de kitaptaki taciz olayları çok ayrıntıya girmese bile rahatsız ediciydi..

*Labirent kelimesi ilk olarak kitabın tam ortasında geçiyor. Osiris ise çok daha sonra anılıyor. Olayların oraya bağlanması da epey yorucu tabi..

1 Aralık 2017 Cuma

Okudum: Perslerin Kayıp Ordusu (Paul Sussman)



Adı: Perslerin Kayıp Ordusu
Yazar: Paul Sussman
Orj. Adı: The Lost Army of Cambyses
Sayfa: 496
Fiyat: 10 tl

Yine çöldeyiz. Her yer kum, fırtına.. Birkaç bin yıl önce Kambises'in ordusu çölde fırtınaya yakalanır ve kocaman ordu öylece kumların altında kalır.
Günümüzde bir arkeolog bu orduyu ararken bir kaç savaş eşyası bulur ve bilmesi gerekenlere iletilir. Ama yolda ölür zavallı.
Mısır'ın başka bir kentinde arkeolog bir baba, kızıyla buluşmak için havaalanına gidecektir. Ama gidemez. Çünkü elinde bulunan nadide bir kalıntı yüzünden kötü kişiler peşindedir. Kızı havaalanında saatlerce bekleyip evine geldiğinde babasını çoktan ölmüş şekilde bulur. Evi de birileri karıştırmıştır ve  bu kızın kafasını fena karıştırır.
Ölen arkeoloğun zampara arkadaşı Daniel, kıza kendini bulması için bir not yazar. Meğer eski sevgililermiş, kavuşmaları fazla öfkeli olur. Birlikte kızın babasının evindeki o önemli antik nesneyi bulurlar. Tam olarak evde değil de biraz uzağında bulunur. Nesne bir duvarın parçasıdır ve ancak o duvara geri konulduğunda anlamlı bir yazı oluşturacaktır. Duvarı da bulmaları gerekecek tabii..
Bir yerlerde aşırı dinci bir grup da bu antik parçanın peşindedir. Bu parça onları Perslerin kayıp ordusuna götürecektir. Oradan çıkacak malzemeleri satıp, silah parasına dönüştüreceklerdir.
Mısırlı bir polis, abisinin bu aşırı gruba katılıp öldürülmesiyle yıllarca üzülmüştür. Ama etrafta birbirine benzeyen şüpheli cinayetler arttıkça kendini, bu kayıp ordunun peşindeki insanları kovalarken bulur.
Kayıp ordu bulunur. Dev hortumlarla kumu çekip kazarlar. Oralar oldukça ilginç. Ama daha da ilginç olanı görünenin göründüğü gibi olmamasıdır. Çok kişi ters köşe yapacak bu romanda. Şaşırdım doğrusu.

Karakter ismi vermekten özellikle kaçınmadım, öyle gelişti nedense :)

5 Kasım 2017 Pazar

Okudum: Saklı Vaha (Paul Sussman)



Adı: Saklı Vaha
Orj. Adı: The Hidden Oasis
Yazar: Paul Sussman
Sayfa: 526
Fiyat: 10 tl

Mısır ve tanrılarını konu alan kitapları sevdiğimden bu da ilgimi çekti. Ama çok harika bulmadım. İsimler karışık olduğu ve olaylar çok hızlı aktığı için takip etmekte zorlandım diyebilirim. Yarısına geldiğimde anladım kimin kimden niye kaçtığını :)

Dağcılıkla uğraşan bir bayanın ablası Mısır'da ölür. Hastaymıştır zaten ama kız kardeşi onun öldürüldüğünü düşünür. Ablası Mısır'da bir çeşit araştırmacı gibi bir şeydir. Çöl tutkunu, evet. Malum kız kardeşimizin adı Freya. Okurken kendisine hep Feraye dedim o da ayrı :) Freya cenaze için Mısır'a gider. Orada bazı şeyler dikkatini çeker. Ablasını kimin öldürdüğünü bulmak için uğraşırken kendini bambaşka bir olayın içinde bulur.
Meğerse çölde kimsenin bulamadığı gizli bir vaha varmış. Herkes bunu arıyormuş. Ama arayanın bulmayacağı şekilde gizlenmiş bu vaha. Ne barındırıyor bilmiyorlar ama bu vahaya 20 kusür sene önce bir uçak düşmüş. (bir antonov, uçaklar içindeki favorim) Bu düşen uçakta, birkaç ülkenin siyasi açıdan birbirine girmesine neden olacak derecede yüklü bir kaç kilo uranyum olduğunu da öğrenirler. Her türlü kuruluş bu uranyumun peşinde. Freya da bedevilerin kendisine çölde bulup getirdikleri fotoğraf makinesi ve film rulosuyla işin içine dahil olur. Makineden çıkanlar vahaya ait resimlerdir. Ama yolunu kimse bilmiyor. İpuçlarıyla adım adım bulacaklar orayı. Tabi yardım görecek, bir Mısırbilimciden. Adam eski ajan çıkıyor ilerleyen bölümlerde.
Okurken kötü bellediğimiz adamlar sonradan melek oluveriyor, baştan kendini iyi tanıtanlar da sonradan dönüveriyorlar. Kimsenin sağı solu belli değil burada.
Ve tabii ki o meşhur vahayı bulacaklar. Keşke bulmasalardı..

Yer yer sıkıp, kafayı karıştırsa da ortalama bir macera kitabı. Yoğun zamanlarda okunmamalı.