10 Mayıs 2020 Pazar

Okudum: Turgut Reis (Feridun Fazıl Tülbentçi)



Adı: Turgut Reis
Yazar: Feridun Fazıl Tülbentçi
Sayfa: 232
Fiyat: 14 tl

Babama almıştım, tarihi kitapları seviyor diye. O okuduktan sonra bir de ben okuyayım dedim. Barbaros Hayreddin ile ilgili birkaç kitap okusam da Turgut Reis'in sadece adını duymuştum. Bu vesileyle onu da tanımış oldum.

Tam olarak roman gibi değil ama ders kitabı gibi de değil. Olaylar belli bir sıralamayı izliyor elbette. 1500 lü yıllarda Barbarosların zamanında yaşıyormuş Turgut Reis. Tabi yaş olarak onlardan küçük. Ama genç yaşta denizlere açıldığı için namını herkes biliyormuş. Bir gün Barbaros Hayreddin (Hızır Reis), Cerbe Adası'nda yakın çevresiyle akşam yemeği yerken limana bir gemi yanaşır ve içinden Türk leventleri iner. Hızır Reis'in sofrasına buyur edilirler ve o kişilerden biri de Turgut Reis'tir. Aslında uzaktan duymuşlardır namını ama tanışmak o güne nasip olmuştur. Turgut Reis de nicedir Barbaroslara katılmak istermiş zaten. Burada başlıyor kitabımız.

Sonrasında Hızır Reis'le birlikte çok zaferlere nail olacaklar. Akdeniz'de düşmanlara göz açtırmayacaklar. Vadesi dolan göçecek bu diyardan. Turgut Reis bildiği yoldan devam edecek deniz yaşantısına ama içinden geçenler de var tabii. Dönemin padişahı Sultan Süleyman'ın huzuruna da çıkacak ama Turgut Reis'in hakkını yiyen, padişah olmayacak.

Ömrünün son anına kadar fetih peşinde koşacak Turgut Reis. Keşke hakkını verselerdi. Barbaros Hayreddin kadar maharetliymiş. Hepsinin mekanı cennet olsun..

4 Mayıs 2020 Pazartesi

Okudum: Piyon, Vezir, Şah (Aimée Carter)



Adı: Piyon
Orj. Adı: Pawn (The Blackcoat Rebellion 1)
Yazar: Aimée Carter
Sayfa: 379
Fiyat: 18 tl

Popüler bir seri. Konusu ilgimi çekince okuyayım dedim. Oldukça sürükleyici bir anlatımı var, konusu da yeterince heyecanlı. Çok fazla karakter yok o yüzden takip etmesi zor olmuyor. Sadece birkaç yerde diyaloglar hızla akarken kimin hangi cümleyi kurduğu belirtilmemiş. Oralarda biraz kafam karışsa da çok da üzerinde durmadım. Olayı kaba hatlarla anlıyoruz zaten.

Toplumun sınıflandırıldığı ve bir çeşit eleme sınavının olduğu bir distopya. Klişe gelebilir ama işleyiş de önemli. Uzak bir gelecekte nüfus çok artmış, haliyle yiyecek sıkıntısı yaşanmış ve yönetim sıkılaşmış. Öyle ki 1'den fazla çocuğu olursa bir ailenin, ceza ödüyor, ödeyemezse çocuğu elinden alıyorlar. Gençler 17 yaşına girince rütbe sınavına giriyor ve aldığı puana göre sınıflandırılıyorlar. Puan ne kadar yüksekse o kadar rahat bir hayat yaşıyorlar. En yüksekleri VII. Ama yönetici ailesinin çocukları dışında kimse VII olamıyor. Sınavla verilen bir rütbe değil bu. Gerisi azalarak gidiyor. IV ten aşağısı sürünüyor kısaca.

Ana karakterimiz Kitty adında bir extra. (Fazla çocuk) Bir çeşit yuvada büyümüş ve çok sevdiği bir arkadaşı var. Kitty sınavdan III alıyor ve yıkılıyor. Uzak bir şehirde kanalizasyonda çalışmak istemediği için farklı bir yola başvuruyor ve orada karşısına tuhaf  bir teklif çıkıyor. Teklif çok cezbedici ama tehlikelerinden bahsetmiyorlar. Kitty kabul ediyor ve hayatı tam anlamıyla değişiyor.

Kitty önünde açılan yolda düşe kalka ilerleyecek ve ölümle bir çok kez yüz yüze gelecek. Burada atlattığı maceraları anlatmayayım, büyüsü kaçmasın. Devam kitapları olduğu için Kitty'nin ölmediğini söyleyebilirim sadece :)

*Kitabın adı neden piyon? Piyon satrancın en değersiz taşı, yani ilk önce harcananı diyelim. Kitty de aldığı III le ve kendisine verilen görevlerle aslında piyona benziyor. Ama piyonun bir ayrıcalığı var. Karşı tarafa ulaşırsa vezir oluyor. Kitty'nin gelişimi devam edecek demek ki ..

*Serinin orijinalinin Karaceket İsyanı olması tuhaf gelmişti. Okudukça karşımıza isyankar bir topluluk çıkacak. Adları da Karaceketliler. Hımm..

*Kapaktaki labirent şekli ne? Kitty'ye hediye edilecek bir kolye. Pek çok işlevi olan sevimli bir obje.




Adı: Vezir
Orj. Adı: Captive (The Blackcoat Rebellion 2)
Yazar: Aimée Carter
Sayfa: 380
Fiyat: 18 tl

İlk kitaba göre çok daha sürükleyiciydi. 2 günde bitirdim. Aslında harfler büyük olduğu için de çabuk bitmiş olabilir :)

Kitty ve gerçek Lila ortaya çıkıyor ama sanırım halk henüz bilmiyor bu gerçeği. Kitty'nin bir hatasından sonra acımasız Daxton onu Başka-yer'e gönderiyor. Kitty'nin hep merak ettiği ama aslında tahmin ettiği gibi olmadığı bir yer Başkayer. Orada da çırpınmaya devam edecek ve isyan adına zorlu girişimlerde bulunacak. Bu sırada dostla düşman epey karışacak.

Kitapta sinir olduğum bir şey var; ana karakter 'Kitty' nin davranışları. Tamam 17 yaşında ama öylesine ergen tavırlar sergiliyor ki, ilk kitapta daha olgundu bence. Beni dinleyin, ben de konuşcam gibi saçma diyaloglar bir ara neredeyse soğutuyordu beni. Herkesle kavga halinde ve sanki dünyanın tüm yükü kendi omzundaymış gibi. Aslında ona sadece yüzü ve biraz da asi ruhu için katlanıyorlar ama Kitty ne istediğini kendi de tam olarak bilmiyor bence. Bir kitapta yaşı ne olursa olsun ana karakterin sağlam olmasını bekliyorum ben. Nedense..

Bunlara rağmen heyecanlı ve güzeldi.

*Başkayeri yanlış okumuşum başlarda, başka-yer miş. Ben farklı bir isim sanmıştım. Sanırım otherland gibi bir şey :)




Adı: Şah
Orj. Adı: Queen (The Blackcoat Rebellion 3)
Yazar: Aimée Carter
Sayfa: 369
Fiyat: 18 tl

Serinin son kitabı, ayrıca en heyecanlısı. Sonuna dair birkaç tahmin yürütmüştüm bazıları tuttu, bazıları tutmadı ama hep diyorum işleyiş önemli. Bu kitapta da işleyiş güzeldi, beğendim. Baş karakter o kadar da ergen gibi viyaklamadı bu sefer :)

Başından beri Kitty ve Benji arasındaki bağlılıkta bir tuhaflık seziyordum. Genelde çok sevenler çabuk ayrılır ya, nedense ayrılacaklarmış gibi geldi hep. Öyle de oldu ama çok hüzünlü bir ayrılık olmadı ya da beklediğim için o kadar etkilenmedim bilmiyorum ama çok da aşk gibi değildi onların ki. Neyse kitap bundan ibaret değil.

Rütbe sistemini yıkmaya çalışıyorlar ve acımasız Daxton her defasından kurtuluyor, sıyrılıyor. 9 canlı kedi misali, bir öl be adam :D

2 günde bitirdim, çok sürükleyiciydi. Daha ayrıntı vermeyeceğim. Ara vermeden okunacak güzel bir seri bence.

*Büyük ayraçları sevmiyorum ama bu kitapların içinden çıkanlar çok tatlı değil mi? Greyson'ın dahiyane hediyeleri gibi..


27 Nisan 2020 Pazartesi

Okudum: Sihirbazın Kitabı (Gökhan Yılmaz)



Adı: Sihirbazın Kitabı
Yazar: Gökhan Yılmaz
Sayfa: 264

Motto Yayınevinin bir çekilişinden çıkmıştı tesadüfen. Hediye kitaplara hep büyük bir hevesle başlarım ama sonra heyecan geçince bir burukluk olur. Bu da öyle oldu. Aslında kötü diyemem ama sıkıldığım yer çok oldu.

Eski zamanlarda bir gün gizemli bir adam, bir kitap yazar. Kitabın içine bir sihir gizler ve okuyanların onu bulmasını bekler. Kitap çok ilgi görür ama kimse o sihri  keşfedemez ve kitap seneler içinde unutulup gider. Yazar bir sahaf dükkanı açar ve bir gün genç bir adama bu kitabı tavsiye eder. Sonra da beklemeye başlar.

O genç adam sihri bulur. Sihir sayesinde geçmişte bir zamana gider ve oradaki adaletsizliği çözmesi gerekir. Ama nasıl geri döneceğini bilmiyordur. Gittiği zamanda gözünü bir hapishanede açar. Orada aslında neredeyse 2 ay kalıyor ama hapishane bölümü o kadar uzun anlatıldı ki bir ara kitabı bırakacaktım. Sonunu merak ettiğim için okumaya devam ettim. Hapishaneden kaçış ve sonrası daha heyecanlı, sonu da iyi bitti.

Ama kitabın başındaki kısa bölümle, sonraki bölümleri pek bağdaştıramadım. Neyse artık.

8 Nisan 2020 Çarşamba

Okudum: Goblin Kral (Katherine Addison)



Adı: Goblin Kral
Yazar: Katherine Addison
Orj. Adı: The Goblin Emperor
Sayfa: 416
Fiyat: 20 tl

Tolkien'in orta dünyasındaki elf ve goblinleri içeriyor. Ama aynı şekillerde değil. Zaten oradaki orta dünya ile de başka bir alakası yok. Elfler sıradan insanlar gibi ama biraz soğuklar. Goblinler de biraz zenciler gibi, onların da pek bi kimseye zararları yok. Yaşayıp gidiyorlar.

Bir gün kral IV. Varenechibel'in zeplini düşüyor ve oğullarıyla birlikte ölüyor. En küçük oğlu Maia, kralın hiç sevmediği yarı goblin oğlu, sürgünde ve sağ kalan tek oğul. Taht'a o çıkıyor. Ama babası onu sevmediği için neredeyse hiç eğitim almamış ve yönetimden zerre anlamıyor. Yine de çabalıyor. Tabi onu indirmeye çalışanlar olacak. Babasının yönetiminden çok farklı bir yol izleyecek çünkü. Maia ile bir krallık nasıl yönetilir, siyasi oyunlara nasıl ayak uydurulur ve kararlar nasıl verilir öğreneceğiz.

Peki fantastik ögeler nerede? Orada bir yerde. Maia'nın iki koruyucusu var; biri asker, diğeri büyücü. Ama koca kitapta sadece 2 kez büyü yapılıyor, onlar da aniden gelişiyor. Onun dışında doğa dışı pek bir şey yok. Çoğunlukla yönetim, siyaset gibi konular ele alınıyor.

Sıkıcı bir kitap mı? Oldukça. Ben sıkıldım mı, pek değil. İlk 100 sayfa benim imtihanım oldu evet ama gerisini merak ederek okudum. İsimler ve yerler çok karışık gelse de bazılarını kendim kısalttım. Bazen geri dönüp tekrar okudum ve genel olarak beğendim bu kitabı. Farklı bir kurgu.

*400 sayfa olsa da kitabın boyu uzun ve yazıları küçük. Aslında baya uzun soluklu bir yolculuk..

1 Nisan 2020 Çarşamba

Okudum: Bir Bakışta Sonsuza Dek (Elizabeth Bevarly)



Adı: Bir Bakışta Sonsuza Dek
Orj Adı: Neck & Neck
Yazar: Elizabeth Bevarly
Sayfa: 376

Adından anlaşılacağı üzere kendisi bir aşk romanı. Okumayı tercih etmediğim bir tür. Birkaç ay önce yaptığım bir kitap alışverişinde hediye olarak gelmişti. Bir şans vereyim istedim. Aslında kendi içinde sürükleyiciliği var ama genel olarak bu tarzı sevmediğim için kitabı da sevmedim. Çok eleştirmemeye çalışacağım.

Natalie zengin bir ailenin kızı. Ama çalışmayı seviyor. Zenginlere parti düzenleyen, bir tür etkinlik danışmanlığı yapıyor. Son düzenleyeceği partiye neredeyse kimse katılmak istemediği için çok çarpıcı bir ünlü getirmeyi planlıyor. O ünlü partiye katılırsa, diğer sosteyetikler de katılır. Şansına o sırada şehrine bir ünlü gelir. Adam çok meşhur bir oyun tasarımcısı ve neredeyse hiç bir etkinliğe katılmayan tuhaf biri. Natalie bu adamı kafalamanın peşinde. Ama bir klişe yıkılıyor ve Natalie bu adama aşık olmuyor. Adamın özel korumasına aşık oluyor. Sonrası klasik pembe dizi tadında gelişecek..

24 Mart 2020 Salı

Okudum: Yedi Krallık Serisi - Yetenek, Ateş, Sır (Kristin Cashore)



Adı: Yetenek
Orj Adı: Graceling
Yazar: Kristin Cashore
Sayfa: 471

3 kitabı seri olarak almıştım ama kendi alışverişim değildi. Fiyatını tam hatırlamasam da 40-50 tl arasındaydı sanırım.

Fantastik bir dünya yine. İnsanlar normal yaşarken arada bazı çocuklar yetenekli doğuyor. Her birinin yeteneği farklı, hatta bazıları kendi bile bir isim koyamıyor yeteneğine. Ama gözleri değişiyor, genelde her iki göz de farklı renk oluyor ve yüzlerine bakanlar onların yetenekli olduklarını anlıyorlar, çoğu zaman da korkup saygı gösteriyorlar.

Katsa bir kız. Yeteneği hızlı dövüşmek. Bu keşfedildiğinde zalim bir kral -aynı zamanda Katsa'nın dayısı- onu kullanmaya başlıyor. Kim canını sıksa hemen Katsa'yı gönderiyor acı çektirmeye. Zamanla Katsa'nın namı yayılıyor katil leydi olarak. Aslında Katsa'nın yeteneği sadece öldürmek değil, o da bu işten hiç zevk almıyor ama onun da baş kaldıracağı zaman gelecek ve kendi gerçek yeteneğinin ne olduğunu keşfedecek.

Bu sıralarda 7 krallığın birinin büyükbabası kaçırılıyor. Kimin kaçırdığını veya niye böyle bir şey yapıldığını bilen yok. Büyükbaba kral değil, oğluna devretmiş her şeyi, aslında zararlı biri de değil. Katsa onu bulmak için yola düşüyor. Aslında kitap tam olarak bu  olayla başlıyor. Ama bu dünyadaki düzeni başta özetlemek daha doğru geldi bana.

Büyükbabayı kurtarırken başka bir yetenekliyle karşılaşıyorlar. Bu kişi önemli zira yeteneği çok ender. Onu keşfetmek bile güzeldi.

Kitap çok akıcı ilerliyor. Konu biraz sıradan olsa da anlatım iyi. Kişilerin olayları çözme aşamaları son derece doğal gelişiyor mesela. Ama kitabın sonunda asıl sorun çözülüyor. Burada çok şaşırdım. Seri 3 kitap, sayfalar kalın olsa bile uzun bir hikaye beklemiştim. 2. kitabın arkasını okuyunca aynı evrende bambaşka bir ana karakter olduğunu gördüm. Kitaplar farklı kişiler üzerinden gidecek sanırım. Katsa'yla bir daha karşılaşmak isterdim aslında. Bakalım..




Adı: Ateş
Orj Adı: Fire
Yazar: Kristin Cashore
Sayfa: 464

İlk kitabın devamı değil. Aslında tam olarak ilk kitabın öncesinde geçenleri anlatıyor diyebilirim. Tabii geçtiği coğrafya farklı. Kötü Kral Leck'in doğuşu ve canavar diyarına gidişi anlatılıyor. Tabi ana karakter Leck değil. Leck lazım olduğunda ortaya çıkacak.

Ana karakterimiz Fire isminde bir kız. Canavar kız desek daha doğru olur. Çünkü onun yaşadığı bölgede hayvanlar ve insanlar da canavar olabiliyor. Görünümü insana benzese de çok çekici, saçları vs. Onu güren neredeyse her erkek yoldan çıkıyor. Fire'ı görenler ya onu öldürmek istiyor ya da ona sahip olmak. Fire'ın birkaç yeteneği var. En önemlisi zihin okuma. Bir önceki kitaptaki Po'nun yeteneği gibi değil. Daha gelişmiş. Zihinleri okuyup yönlendirebiliyor. Ama Fire kendini sevmiyor. Başına da sürekli olumsuz şeyler geliyor. Bu yüzden kitabın büyük bir bölümünde hasta, ezik, çaresiz bir rolü var. Kadın karakterlerin böyle müşkül durumda olmalarına sinir oluyorum, hele yetenekliyse..

Fire'ın yeteneğinden yararlanmak için Kral'ın Kentine bir yolculuk başlayacak. Fire kendini geliştirdikçe etrafı onu sevecek. Bazı karakterler maalesef ölecek. Bazıları da, örneğin Leck, dehşet saçmaya devam edecek.

Hareketi bol olsa da durağan ilerleyen bir kitap. Sevmedim. Fire'ın karakteri hiç oturmamış. Kral bile dengesiz. Neyse. 3. kitapta Bitterblue işleniyormuş. Büyümüş biraz. O güzel olsa bari..





Adı: Sır
Orj Adı: Bitterblue
Yazar: Kristin Cashore
Sayfa: 557

Son kitap. Bitterblue'yu biliyoruz. Babası ölünce tahta geçmişti. O zaman küçüktü. 7-8 sene sonrası anlatılıyor kitapta. Bitterblue genç bir kız olmuş ama oldukça kararsız ve çaresiz yansıtılmış. Yanındaki danışmanlar babasının zamanından kalma ve hepsi tuhaf. Saf ayağına yatıp türlü işler çeviriyorlar. Tabi bu işleri onların çevirdiğini zamanla anlıyoruz.

Bitterblue kraliçelikten sıkıldıkça geceleri sokağa atıyor kendini. Zamanla hikaye anlatılan tuhaf mekanlar keşfediyor ve orada garip tiplerle arkadaş oluyor. O garip tiplerden birine aşık olup iyice saçmalamaya başlıyor.

Zaman zaman Po ve Katsa, Bitterblue'nın sarayına geliyorlar. Etraftaki diğer krallıkları devirmekle meşguller. Onların geldiği bölümler nispeten daha eğlenceli.

Daha fazla uzatmak istemiyorum. Sıkılarak okudum. Genç ve tecrübesiz bile olsa bir kraliçe bu kadar ezik davranmamalıydı. Hele etrafındaki kişiler onu nimetten bile saymıyor neredeyse. Ayrıca arkadaşlık ilişkileri, aşk vs. Çok değişik ilerliyor her şey. Kitap sonunda da havada kaldı bazı konular. Okumasam da olurmuş bu seriyi. Çok da etkilenmedim. Hoş bir konu yakalanmış ama geliştirilememiş, ayrıntılarla ve gereksiz uzunlukla söndürülmüş maalesef.

4 Mart 2020 Çarşamba

Farmasi BB Mat Nude Ruj 03 Birthday Chic



Farmasi BB Mat Nude Ruj 03 Birthday Chic

Kullandığım bir milyon tane ruj da olsa yenisini almaya devam edeceğim :)

Farmasi'nin bu yeni rujunu çok beğendim. Kokusu çok hoş, yapısı da normal mat rujlara göre oldukça yumuşak ve çok rahat sürülüyor.  Mat görünümü %90 veriyor diyebilirim. Çok inceleyince parladığını fark ediyoruz.

Rujun tek eksiği kalıcı olmaması. Bir şeyler ye iç, hop gidiyor. Buna rağmen sevdim. Renk tonu çok hoş. Biraz kiremit gibi ama pembelik de var. Kırmızıya da kaçıyor ara ara. Katalogdaki rengini de koyayım, ona pek benzemiyor aslında. (işaretlediğim)


* Rujun kapağını da alttaki mavi gibi yapsalar daha şık olurmuş. Böyle çok parlak.
* Bir de rujun numarası veya renk adı kapakta yazmıyor. Kutusunda yazıyorduysa bile attığım için hatırlamıyorum. Neden altına minik bir kağıt yapıştırmazlar ki..