6 Haziran 2017 Salı

Okudum: Geri Sayım (Elizabeth Norris)




Adı: Geri Sayım
Orj. Adı: Unraveling
Yazar: Elizabeth Norris
Sayfa: 496
Fiyat: 16 tl

Yazarın ilk kitabıymış. Baya belli oluyor. Arkasına bakıp iyi bir macera okuyacağımı düşünürken, ergen tripleri dolu bir kitapla karşılaştım. O kadar kalın olduğuna da aldanmamak gerek, yazı puntosu oldukça büyük. 1 günde bitirdim ama beğenmedim. Ara verseydim bir daha hiç elime almak istemezdim.

Bir kız var adı Janell. Babası FBI da çalışıyor. Annesi hasta, kafa gidip geliyor. Bir de kardeşi var. Kızın gittiği ergen okulu, egoist arkadaşlar, tuhaf çocuklarla dolu. Arada derslere girip çıkıyorlar ama kafalar hep aynı konuyla meşgul. Kim kiminle çıksa..
Bunlar ergen ergen takılırken, şehirde tuhaf ölümler meydana gelmeye başlar. Aşırı derecede yanıkla ölen insanlar. Bu dünyaya ait olmadıklarını başta anlamazlar. Tabi bir de asıl kıza bir kamyon çarpar. Alında felç kalacakken, üstün yetenekleri olan bir çocuk gelip kızı iyileştirir.Kız da ona aşık olur. Ama o sırada okulun başka popüler çocuğuyla çıkmaktadır. Buradaki karmaşayı halletmesi bir iki haftasını alıyor.
Bir de nereden çıktığını anlamadığım bir geri sayım aracı var. Kızın babasının araştırdığı cinayetlerde hep bu geri sayımla ilgili. Alet nerede nasıl ortaya çıktı orayı anlamadım. Birden 23 günden geriye saymaya başladılar tüm kitaptakiler. Arada durup, yakında hepimiz öleceğiz diye panikliyorlar ama bir yandan da partilere gidip sabahlara kadar içip eğleniyorlar. Değişik bir ergen kafası işte.

Okumayın diye özetledim, ger kalanında pek bir şey yok. Kızı kurtaran çocuk, kendi evrenine dönüyor. İçimiz buruk bir şekilde kalıyoruz öyle. Geri geleceğim diyor bir de.
Gelme canım gelme.

**Devamı da varmış bu kitabın. Merak etmiyorum.

4 Haziran 2017 Pazar

Okudum: Kızıl Nehirler (Jean-Christophe Grange)



Adı: Kızıl Nehirler
Yazar: Jean-Christophe Grange
Orj. Adı: Les Riviéres Pourpres 

Tavsiye üzerine ödünç alarak okudum. Polisiye-cinayet romanlarını severim. Bunu da sevdim. Hatta fazla bile geldi bana.
Kitapta birbirinden farklı yerlerde geçen 2 olay var. Her olayı araştıran kişiler farklı. Her ikisi de kendi içinde sürükleyici. Sonra bu olaylar kesişiyor. Katili ararken, ölen kişilerin geçmişlerine gidip oraları karıştırdıkça ortak şeyler çıkmaya başlıyor. Katil hakkında tahmin yürüttüm hep ama yine bambaşka kimseler çıktı. Şaşırtıcılık, gizem, karmaşa hepsi var. Ama olayların Fransa'da geçmesi ve kişi isimlerinin de dolayısıyla Fransızca olması biraz daha karıştırdı kafamı. İngilizce olsaydı belki daha kolay olurdu akılda tutmak. Yine de beğendim.
Filmi de varmış, ama izlemedim. Kafamda kurduğum kadarı bana yetti..

Avon Big & Multipled Volume Mascara



Avon Big & Multipled Volume Mascara Siyah

Daha önce Big'lerden kullanmamıştım, bu maskaradan umutluydum güzel çıkacak diye. Devasa bir fırçası var, fırçanın aralarında düz boşluklar var. 2 katta güzel renk ve dolgunluk veriyor. Ama çok topaklanıyor, biraz dökülme yapıyor ve makyajı temizlerken kirpiklerden arınmıyor.

Kötü bir makyaj temizleyici kullanmıyorum, Avon, Garnier, Loreal vs. Ama hiç biri düzgün temizleyemedi, kirpiklerden elimle sıyırmak zorunda kalıyorum boyasını. Bunlar dışında kabı falan çok iyi.

23 Mayıs 2017 Salı

Okudum: Katre-i Matem (İskender Pala)



Adı: Katre-i Matem
Yazar: İskender Pala

Adı çok hoşuma gittiği için ve çevreden bu kitaba çok övgü aldığım için okudum. İlginçtir ki İskender Pala, çok eski bir şiir kitabının içinde rastlar bu öyküye. Ama yazarını ve gerçek kitabı bir türlü bulamaz. Yine de hikayeyi bizimle paylaşır.

Katre-i Matem yani hüzün damlası, bir laleye verilen isimdir. Osmanlının Lale Devrinde geçen bu hikaye, iki lale soğanıyla başlar. Korkunç cinayetlerle sürer. Tabi bu soğanlardan biri, bir lale severin eline geçer ve toprağa ekilir. Rengi ise kapaktaki lale gibidir. Bir yanda şehzade olduğunu bilmeyen Kara Şahin, aslında gerçek olmayan bir kadına aşık olur ve onun gerçek olmayan ölümüyle yıkılır. Diğer yanda Yanık Yusuf, aşık olunca deli diye tımarhaneye kapatılır. Sonra ikisinin yolu kesişir ve dilenci olurlar bir süre. Sonra Yusuf, lalecinin yanına yamak, Şahin de vezirin casusu olur...

Sürükleyici bir roman. Genel olarak beğendim. İşin cinayet kısmının haricinde, Lale Devrindeki gereksiz şatafat ve isyan çok canlı bir şekilde anlatılmış. Yer yer eski kelimelerle kurulan cümleler sıkıcı olasa da, kitabın kendisi sıkıcı değil.

16 Mayıs 2017 Salı

Okudum: Champollion'un Sırrı (Jean-Michel Riou)



Adı: Champollion'un Sırrı
Orj. Adı: Le Secret De Champollion
Yazar: Jean-Michel Riou
Fiyat: 16 tl

Büyük bir beklentiyle almışım bu kitabı. Okurken yaşadığım hayal kırıklığı ve ruh daralması, hep bundan.. Geçmişi anlatan 3 adam ve aslında olmayan bir şeyi sır diye yazıp birkaç yüzyıl bunu saklatıp sonra okutmaları..

Napolyon, Mısır'a ve dolayısıyla Doğu'ya ilgi duyuyordur. Mısır'a bir sefer düzenler. Bir çok bilgini ve askeri yanında götürür. Sefer sırasında ve Mısır'da kaldıkları süre içinde sık sık savaşırlar ve hastalıktan ölür çoğu. Mısır'da çeşitli kazılarla değerli yapıtları bulurlar. Birisi de Rosette Taşı'dır. Üzerinde Mısır dilinde ve Yunanca yazılar vardır. Çözemeyip kopyasını çıkarırlar. Taşı İngilizlere kaptırırlar ama kopyaları ellerindedir. Mısır dilini çözmek kolay değildir. Çünkü yüzyıllar önce o dile ait her şey yakılıp yok edilmiştir. Dili bilen de yoktur. Üzerinde yıllarca çalışırlar.

Sonra dahi bir çocuk bulunur. Her dili çabucak öğrenen değişik bir çocuktur, adı Champollion. Hiyeroglifleri çözmek için önce Kıptice'yi öğrenmesi gerekir. Öğretirler. Ama çocuğun başı dertten kurtulmaz. Sürekli hasta olur, krize girer. Kitapta sonlara doğru, çocuğun zehirlendiği ama buna direndiği yazılır. Neyse, çocuk Rosette Taşı'ndaki yazıları çözer ama kimseye söyleyemez. Büyük bir sır olarak kalır.

Böyle anlatılınca heyecan verici bir hikaye gibi geliyor ama okurken anlatım o kadar sıkıcı ve kopuk kopuk ki, 3 hafta süründü elimde. 3 ayrı kişinin mektuplarından öğreniyoruz her şeyi. 3'ü de farklı bir tarzda yaklaşıyor olaya. Çoğu zaman da olayı anlatırken, yazdıkları anlara dönüp, akışı bozuyorlar. En sinir olduğum şeyse, tüm kitap boyunca 'daha neler neler olacak ama bunları sonra anlatacağım' tadındaki cümleler.

Sır mı? Yok öyle bir şey..

4 Mayıs 2017 Perşembe

Okudum: Eczacının Kızı, Ressamın Çırağı (Charlotte Betts)




Adı: Eczacının Kızı
Yazarı: Charlotte Betts
Orj. Adı: The Apotheary's Daughter
Sayfa: 486
Fiyat: 16 tl

Kitabının dili çok akıcı, karakterler sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi. Eski Londra ise çok gerçekçi betimleniyor. Şehirde yaşanan veba hastalığı, çıkan yangın, insanların ölmesi, aşk.. Gözün önünde çok canlı bir şekilde gerçekleşiyor sanki. Bu konuda yazarı ve çevirmeni tebrik ediyorum. Ayrıca kapak da çok tatlı olmuş :)

Susannah, bir eczacının kızıdır. Babasına yardım etmektedir ve eczacılık hakkında hemen her şeyi bilir. Annesi doğum yaparken öldüğü için, Susannah evlenmekten kaçıyordur. Ama babası genç bir dulla evlenerek ona şok yaşatır. Üvey anne çok fena biridir, çocukları da en az onun kadar huysuzdur. Susannah çareyi evlenmekte bulur. Ama kocası görünenin aksine, hayırsız biridir ve tüm serveti yiyip bitirdikten sonra vebadan ölür. Susannah kocasının teyzesinin yanına yerleşir. 
Teyzenin bir de yeğeni vardır, Doktor Ambrose. Zamanla Susannah ile yakınlık kurar. Araya kafa karıştıran bir sürü şüphe, olay, felaket girse de sonunda Susannah ile evlenir. 
Kitap mutlu sonla bitiyor ama genelinde büyük acılar var. Yer yer ağlatacak kadar da etkileyici geldi bana.





Adı: Ressamın Çırağı
Yazarı: Charlotte Betts
Orj. Adı: The Painter's Apprentice
Sayfa: 493
Fiyat: 11 tl

Yazarın dilini sevdiğim için bu kitabını da aldım ve tesadüfen Eczacının Kızı'nın devamı olduğunu gördüm :) Güzel bir sürpriz oldu benim için. Zaten ilk kitaptaki karakterleri ve de akışı sevmiştim. O yüzden okurken zorluk çekmedim.

Ressamın Çırağı'nda hikaye 20 yıl sonrasından başlıyor. Yani Eczacının Kızı kitabının sonunda Beth doğmuştu ve Merryfields'ta işler yolundaydı. Bu kitapta ise Beth büyümüş, bir sürü kardeşi olmuş ve Merryfields mali zorluklar çeken bir yer haline gelmiştir. Beth gerçek babasını biliyor ama yine de William Ambrose'u baba olarak kabul etmiştir. Annesi hala eczacılıkla uğraşıyordur. Beth'in erkek kardeşi Kit, geleceği konusunda kararsızdır. Babası onun doktor olup, Merryfields işini yürütmesini ister ama Kit kan görmeye bile dayanamayan bir çocuktur. Babasına itiraz edemediği için durumu biraz karışıktır. Tam da bugünlerde Merryfields'a bir misafir gelir. Susannah'ın kardeşi Tom'un oğludur gelen, Noah. Beth yaşlarındadır ve mimarlık yeteneği vardır. Zaten bu yeteneği geliştirmek için gelmiştir İngiltere'ye. Bir süre Ambrose ailesiyle takılır, hatta Beth ile yakından ilgilenir.

Bu sıralarda Beth de Merryfields hastalarından biri olan ressam Johannes ile resim dersleri görür. Güzel bir resim yeteneği vardır. Özellikle çiçek resimleri çizmeye bayılır. Ama resim işinde ilerlemek için evlenmek fikrinden tamamen vazgeçmiştir. Zira çoluk çocukla uğraşırken resim yapamamaktan korkuyordur. Bir gün ansızın ressam ustası intihar eder. Adam zaten sorunludur. Beth büyük bir boşluğa düşmüşken Merryfields'a bir misafir daha gelir: Prenses Anne. Tabi başta kendi kimliğini gizler. Beth ile yakın arkadaş olurlar ve sırrını öğrense de bağlarını koparmazlar.  Prensesi oraya getiren piskopos, Beth'in ressamlığına hayran kalır ve onu kendi sarayında çalışması için iş teklifinde bulunur. Bahçedeki çiçeklerin resmini yapmasını ister. Beth baştan kabul etmese de sonradan oraya gidecektir.

Gerisini anlatmıyorum. Zaten çok akıcı ve sevimli bir hikaye. Yer yer üzüp, yer yer sevindiren şeyler var. Bir de o dönemin, 1600 lü yılların İngiltere'sinde olan olaylar var tabii ki. Zevkli bir okumaydı.

*Devam kitabı olduğu için önce Eczacının Kitabı okunmalı. Yoksa karakter kalabalığından dolayı bu kitap anlaşılmayabilir.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Okudum: En Derinde (Sabine Durrant)



Adı: En Derinde
Orj Adı: Under Your Skin
Yazar: Sabine Durrant
Fiyat: 10 tl

Polisiye olduğunu umarak aldım. Psikolojik Gerilim çıktı. İçinde polisiye namına cinayet var ama baş karakterin kendi kendine yaptığı konuşmalar o kadar sıkıcı ki, olayı kaçırtıyor insana. Sonlara doğru ne doğru ne yanlış, karışıyor.
Anlatım pek akıcı değil, zaten kitabı sıkıcı yapan da bu. Okurken rahatsız oldum hep, gerildim, sıkıldım, başım bile ağrıdı. Her polisiye de böyle darlanmam ama bu romanda sıkıntı var. Sonu da bir tuhaf bitiyor. Bir itiraf, hiç ummadığımız aslında ummamız gereken kişiden gelen bir itirafla. Olay çözülüyor da.. Neyse.