4 Aralık 2017 Pazartesi

Okudum: Kırmızı (Ayşegül Atmaca)



Adı: Kırmızı
Yazarı: Ayşegül Atmaca
Sayfa: 296
Fiyat: 13 tl

Arka kapak yazısından etkilenip almıştım. Sanırım yazarın ilk kitabıymış. Konu olarak ilgi çekici, maceralı, heyecanlı diyebilirim. Bu yüzden hemen okuyup bitirme isteği duydum. 2-3 günde de bitirdim. Kitap güzel aslında ama bazı şeyler tam oturmamış ve yazımında sıkıntılar vardı. Akıcı kitaplara alışkın olduğum için cümle yapılarında yer yer rahatsız oldum. Bazı cümleler birbirine bağlanması gerekirken kısa kesilmiş, bazıları da çok uzun tutulmuş. Devrik cümleler de kimi zaman durduk yere bitiyor hissi verdi bana. Gramere bu kadar taktığımı bilmezdim ama biraz yordu bunlar beni..
Sinsi bir zengin (christian), dindar bir adamla bir anlaşma yapar. Türkiye'de onun için çok önemli bir şeyler arayıp bulacaktır. Bu iş için çok yüklü miktarda para bile alır. Ama yapacağı araştırmayı gizli tutmak için, tatil niyetiyle geldiğini söyler ve kendine bir tur rehberi ayarlar. Rehber aslında işinde çok iyi, bu alanda güzel eğitimler almış olduğu halde, Christian'a aşık olunca 16 yaşındaki bir ergene dönüyor. Kitapta kızın yaşına değinilmiyor sanırım ama 16 olmadığı kesin :) Adamın tüm aşağılamalarına rağmen bırakmıyor onu, acıdım çoğu yerde kıza.
Chris'in araştırması sebebiyle yolları Bodrum'a, Kapadokya'ya, Mardin'e ve Ağrı dağına düşüyor. Peşlerinde bunları takip eden kötü adamlar var. Niyetlerini hiç anlayamadım ama Chris'e çok gıcık oluyorlar. Chris de bunları atlatmaya çalışmıyor, aksine onları oyalamak için yanlış ipuçları bırakıyor ardında.  Araştırma devam ederken bir yandan iyi de tatil yapıyorlar. Denizde yüzmeler, yemekler, şaraplar.. Bir de nazar boncuğu yapan kadın var. Her yerde Chris'in karşısına çıkıp ürkütüyor adamı. Ama olaylara müdahale etmiyor. Sadece korkutuyor :) Chris'in araştırmasının ne olduğunu 200 lü sayfalarda anladım. Öncesinde değinildiyse bile hatırlamıyorum. Oradan sonra biraz daha netleşti konu. Ama adamın karakterindeki gel-gitler beni fazlasıyla gerdi.
Sonu hızlı bitiyor. Tüm kötüler ölünce rehber kızımız uzaklara dalıp gidiyor işte..

2 Aralık 2017 Cumartesi

Koton Parfüm - Pink Freesia



Koton Parfüm - Pink Freesia 14 ml.

Kokusu çok şekerli ve mayhoş. Kalıcılığı da fena sayılmaz.
Beğenerek aldım, çantada taşımak için boyu çok uygun. Özellikle kısa seyahatlarde ağır şişeleri taşımaktansa bununla idare ediyorum.
Şekerli kokuları sevmeyenlerin koklamasını tavsiye etmem, oldukça baygın kendisi :)
10 tl idi.

1 Aralık 2017 Cuma

Okudum: Perslerin Kayıp Ordusu (Paul Sussman)



Adı: Perslerin Kayıp Ordusu
Yazar: Paul Sussman
Orj. Adı: The Lost Army of Cambyses
Sayfa: 496
Fiyat: 10 tl

Yine çöldeyiz. Her yer kum, fırtına.. Birkaç bin yıl önce Kambises'in ordusu çölde fırtınaya yakalanır ve kocaman ordu öylece kumların altında kalır.
Günümüzde bir arkeolog bu orduyu ararken bir kaç savaş eşyası bulur ve bilmesi gerekenlere iletilir. Ama yolda ölür zavallı.
Mısır'ın başka bir kentinde arkeolog bir baba, kızıyla buluşmak için havaalanına gidecektir. Ama gidemez. Çünkü elinde bulunan nadide bir kalıntı yüzünden kötü kişiler peşindedir. Kızı havaalanında saatlerce bekleyip evine geldiğinde babasını çoktan ölmüş şekilde bulur. Evi de birileri karıştırmıştır ve  bu kızın kafasını fena karıştırır.
Ölen arkeoloğun zampara arkadaşı Daniel, kıza kendini bulması için bir not yazar. Meğer eski sevgililermiş, kavuşmaları fazla öfkeli olur. Birlikte kızın babasının evindeki o önemli antik nesneyi bulurlar. Tam olarak evde değil de biraz uzağında bulunur. Nesne bir duvarın parçasıdır ve ancak o duvara geri konulduğunda anlamlı bir yazı oluşturacaktır. Duvarı da bulmaları gerekecek tabii..
Bir yerlerde aşırı dinci bir grup da bu antik parçanın peşindedir. Bu parça onları Perslerin kayıp ordusuna götürecektir. Oradan çıkacak malzemeleri satıp, silah parasına dönüştüreceklerdir.
Mısırlı bir polis, abisinin bu aşırı gruba katılıp öldürülmesiyle yıllarca üzülmüştür. Ama etrafta birbirine benzeyen şüpheli cinayetler arttıkça kendini, bu kayıp ordunun peşindeki insanları kovalarken bulur.
Kayıp ordu bulunur. Dev hortumlarla kumu çekip kazarlar. Oralar oldukça ilginç. Ama daha da ilginç olanı görünenin göründüğü gibi olmamasıdır. Çok kişi ters köşe yapacak bu romanda. Şaşırdım doğrusu.

Karakter ismi vermekten özellikle kaçınmadım, öyle gelişti nedense :)

26 Kasım 2017 Pazar

Avon Luxe Volume Extravagance Mascara Siyah



Avon Luxe Volume Extravagance Mascara Siyah 7 ml.

Alalı çok oldu ama kullanmaya yeni başladım. Fırçası güzel de benim kirpiklerim kısa ve cansız olduğu için 5 kat sürmem gerekiyor. Yeni açtığım için topaklanma dökülme yok, şimdilik.
Kendinden çok üstündeki çiçekleri sevdim diyebilirim.
O zamanlar 19 tl ye almıştım.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Okudum: Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır 1-2 (Ahmet Şerif İzgören)



Adı: Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır
Yazar: Ahmet Şerif İzgören
Sayfa: 161

Ahmet Şerif İzgören'nin birkaç videosunu izlemiştim. Ama ilk defa bir kitabını okudum. O da tesadüfen. Kitap bir arkadaşımın, masada duruyordu. Benim de boş vaktim vardı. Bir bakayım dedim, 50 sayfa okumuşum. Başlamışken bitireyim dedim.
Kitap sohbet havasında, hiç sıkmıyor. Hayattan, deneyimlerden, bazen komik şeylerden bahsediyor. Kişisel gelişim tarzı kitapları sevmezdim ama bu kitabı severek okudum. Bir şeyler öğrendim mi? Tam olarak öğrendim diyemem. Kitap bilgi kitabı değil. Amacı öğretmek değil. Fark ettirmek.
Ve ben pek çok şeyi fark ettim. Mesela bugüne kadar ortalama bir hayatım olduğunu düşünürdüm. Ama şimdi çok daha harika bir hayatım olduğunu anladım diyebilirim.
Yolunda gitmeyen şeyler varsa ya da her şey çok tekdüze gelmeye başladıysa, tam da o anda bu kitap okunmalı. Farkındalığı arttıran bir özelliği var. Tam da gerektiği vakitte karşıma çıkması da oldukça güzel bir tesadüf oldu benim için :)



Adı: Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır 2
Yazar: Ahmet Şerif İzgören
Sayfa: 186

Toplu kitap siparişi için etrafımdakileri yoklarken birisi bunu da eklememi istemişti. Kargo bana gelecek madem, okuyup öyle vereyim dedim sahibine. İlk elden okumuş da oldum :)

İlki gibi yine sohbet havasında ilerliyor kitap. Ahmet Şerif İzgören yine güzel anılarıyla bizimle. Zaman zaman güldürüyor, bazen de hüzünlendiriyor, özellikle sonunda gözlerim doldu.  Daha önce de belirttiğim gibi öğretici bir kitap değil, hayata ve insanlara dair farkındalığımızı arttırıcı şeylerle dolu. 

19 Kasım 2017 Pazar

Okudum: Simonetta'nın Bademleri (Marina Fiorato)



Adı: Simonetta'nın Bademleri
Yazar: Marina Fiorato
Orj. Adı: Madonna of the Almonds
Sayfa: 338
Fiyat: 12 tl

Yazarı Botticelli'nin Sırrı kitabıyla tanımıştım. Dilini ve anlatım tarzını sevdiğim için diğer kitaplarını da aldım. Tabii çevirmenin hakkını da yememek lazım. Simonetta'nın Bademleri, kitap ismi olarak gülünç de olsa okuyunca çok etkileyici ve sürükleyici bir kitap. Neredeyse 4 günde bitirdim ama vaktim olsaydı daha kısa sürerdi. Biraz tarihi, biraz aşk, biraz da macera romanı diyebilirim.

Simonetta, çok küçük yaşta evlenir. Varlıklı bir aileye karışır ve neredeyse gününü gün eder. Kocası savaşa giderken bütün servetini de götürür ve savaşta ölür. Simonetta dul ve fakir kalır. Güzelim malikane satılmasın diye iş arar. O sırada da Vinci'nin bir öğrencisi (Bernardino Luini) yakınlardaki bir kilisede duvarlara resim yapmaktadır. Çizeceği Meryem Ana figürleri için kendisine model ararken Simonetta ile karşılaşır. Aslında hemen aşık olur ama o sıralarda fazla hovarda bir adamdır ve kimseye bağlanmaya niyetli değildir. Zaten Simonetta da modellik teklifini kabul etmez. Ama sonra mecbur kalır.
Simonetta borçlarını ödemek için modellik yaparken bir yandan da bir yahudiden borç alır. Adam başta güvenilmez bir tiptir ama sonra iyi biri olduğunu anlayacağız. Adamın başına çok kötü şeyler gelecek bu arada.
Modellik sırasında çok da kötü olmayan bir durum sonucunda bizim ikilinin yolları ayrılır. Birkaç sene uzak kalırlar. Luini bambaşka bir manastırda duvar resimleri çizerken, Simonetta da aşkın acısıyla ve badem ağaçlarının kesilmesinden korkmasıyla bir şey icat eder. Badem özünden bir likör. Kadın yaparken gözümde canlandı resmen :)
Sonrası kitapta. Ölen kocanın, ölemeyip başka bir yerde hayata tutunması da ayrı bir heyecan..
Mutlu sonla bitiyor tabii ama herkes bir şekilde acıyla yüzleşiyor..

15 Kasım 2017 Çarşamba

Okudum: Aeden Bir Dünya Hikayesi (Azra Kohen)


Adı: Aeden
Yazar: Akilah Azra Kohen
Sayfa: 609

Kitap çok pahalı olduğu için alamamıştım, bir okul kütüphanesinde denk geldi ve okudum. Kapak tasarımı ve sayfa kenarları çok hoş ayrıca :)

Yazarın önceki kitaplarını okuduğum için (Fi, Çi ve Pi) diline alışkınım o yüzden okurken sıkıntı çekmedim. Ama ilk kez okuyacaksanız, sakin kafayla okuyun derim. Zira uzun cümleleri anlamak ve anlamlandırmak yorucu olabilir. Başlarda 20-30 sayfa zor oldu. Kim, nerede, ne yapıyor derken bir süre sonra alıştım. İyi ki de bir kenara bırakmamışım, çok sevdim. Hepsini özetlemeyi çok isterim ama yapmayacağım, baştan sona okunması gerekiyor bu kitabın. Tam olarak sınıflandıramam ama kitabın fantastik bir yanı da var diyebilirim.

Numi Dünya gezegeninde doğmuş bir kızdır. Ne şekilde Aeden'e geldiğini anlayamadım. Ama Aeden'deki insanlardan biraz farklı. Dış görünüş, düşünme yapısı, tavırlar vs.. Aeden, Dünya'ya epey uzak bir gezegen ve bana nedense Avatar filmindeki Pandora'yı anımsattı. Gözümde canlandırırken oradan yararlandım. Aeden'deki hayat çok güzel, doğası bile çok çekici. Oraya gidesim geldi.

Numi'ye bakan ailenin büyük oğlu var adı Sonje. Numi ile ikisi sürekli tartışan, didişen ergenler gibi. Atışmaları bile tatlı. Ama birbirlerinin kıymetini pek bilmiyorlar. Adını koyamadıkları şey gurur. Kitapta neredeyse hiç adı anılmayan duygu bu. Kendi kendilerine tahmin yürütüp küseceklerine biraz konuşsalardı belki Aeden'i terketmeyeceklerdi. Ama o zaman romanın anlamı kalmazdı :)

Birlikte Dünya'ya inip, oraya hapsolup, oradaki kaosu dindirmeleri kolay olmayacak. Devamı olur umarım..