28 Nisan 2022 Perşembe

Okudum: Yolcu, Gezgin (Alexandra Bracken)




Adı: Yolcu
Orj. Adı: Passenger
Yazar: Alexandra Bracken
Sayfa: 548
Fiyat: 19 tl

Yazarın Karanlık Zihinler serisini okuyup çok beğenmiştim. Bu 2liyi de görünce bir denemek istedim. Ama kitapta zaman yolculuğu var. Hem de öyle bir kişilik falan değil. O yetenekle doğan herkes zamanda yolculuk yapıyor ve zamanın akışını değiştirebiliyor. Bir ara kafam öyle karıştı ki, neden aldım dedim. Yarım bıraksam merak edeceğim, zorlayarak okudum. Biraz yorucu oldu.

Her şeyden habersiz Etta adında bir kızla başlıyoruz. Ana karakter o. 17-18 yaşlarında ve keman çalıyor. Annesiyle bağı biraz soğuk, daha doğrusu annesi soğuk. Etta daha çok keman öğretmeni Alice'i seviyor. Etta bir gün bir müzede keman konserine çıkacekken annesinin bir tartışmasına tanık oluyor. Anlamadığı şeyler duyuyor ve birisi onu oralardan uzaklaştırırken kendini bir gemide buluyor. Etta zaman yolcuğu yeteneğine sahipmiş ve bunu yaşayarak öğrenecek. 

Etta'yı aslında kaçırmışlar. Annesinden dolayı. Zaman yolcuları sülalesi için önemli bir eşya varmış ve bu eşyayı Etta'nın annesi bir yere saklamış. Yer dediğim de geçmişte bir mekanda bir yere. Ne yıl belli ne ülke. Zamanda geri veya ileri gitmek de öyle kolay değil. Belli geçitler var. Gizli bilgi gibi, herkes bilmiyor bunları. O geçitleri müzik sesiyle tetikleyip ortaya çıkarıyorlar ve hopp gidiyorsun. Nereye gittiğin belli değil. Hangi ülkede olduğun belli değil. Gittiğin döneme uygun giyinip oradaki akışı bozmaman lazımmış. Bir de Cyrus denen bir adam var ki tüm zamanların hakimi. Adam tanrıya rakip resmen. Kendi yardımcıları var. Geçmişte ve gelecekte hangi olaylar olduğunu hemen öğreniyor. Sevmiyoruz bu adamı.

Etta zaman yolcuğu sırasında Nicholas diye biriyle yakınlaşacak. Nicholas 1700 lü yıllarda doğmuş. Etta ise 2000 nesli. Kafalar karışık tabii, birinin elektrikten haberi yok, öbürü navigasyon eksikliğine üzülüyor. Zor canım sizin işiniz.

İlk kitapta olaylar durulmuyor. Bahsi geçen aleti düşmanlara kaptırıyorlar. Etta ve Nicholas'ın yolları ve yılları ayrılıyor. Daraldım yahu.

Zaman yolculuğunu kurgu olarak sevmem. Nadiren gitselerdi ya da 1-2 kişinin ayrıcalığı falan olsaydı katlanabilirdim de, böyle önüne gelen geçmişe gidecekse, normal zaman akışının ne önemi kaldı ki. Kime göre neye göre normal..




Adı: Gezgin
Orj. Adı: Wayfarer
Yazar: Alexandra Bracken
Sayfa: 658
Fiyat: 19 tl

2. kitap daha uzun. 1 ay sürdü bitirmem. Konuyu unutmadım da, okumadıkça yok olsun istedim bu kitap. Neyse..

Etta ve Nicholas birbirinden yıl ve yer olarak çok uzaklara savrulmuşlardı. Etta'yı babası bulacak. Tanışacaklar diyelim. Aslında babası anlatıldığı kadar kötü biri değilmiş. O da zaman yolculuğu yapan biri evet. Bir süre Etta'yı yıllar arasında gezdirecek. Zaman yolculuğunun sıkıntılarını vs. anlatacak ona. Sonra bir çatışma çıkacak ve Etta'nın babasıyla yolları ayrılacak. O sırada aslında ölmüş olan birine denk gelecek. Söylemeyeyim kim olduğunu. O kişiyle Nicholas'a ve usturlaba ulaşmanın yollarını arayacaklar.

Nicholas biraz daha talihsiz bu kitapta. Sofia denen kızın tüm kaprislerine katlanmak zorunda. Sevmiyoruz kızım seni. Bu ikilinin yolu tüm zamanların cadısıyla kesişecek. Kadın ölümsüz gibi bir şey. Nicholas'ı katakulleye getirip ona bir yüzük takıyor ve bu yüzük onu yavaş yavaş öldürüyor. Nicholas ölmeden hem usturlabı yok etmek, hem Cyrus'ı öldürmek hem de Etta'yı bulmak zorunda. Acıdım çocuğa.

Aslında sürükleyici de bir yerden sonra zaman akışı delik deşik oluyor. O kadar çok gidip geliyorlar ki, yani ben bir geçit olsam, oracıkta çökerim, ciddiyim. Seriyi tam olarak sevmedim de diyemiyorum. Etta ve Nicholas aşkı güzeldi. Çoğu zaman uzakta olsalar da, sevdim onları. Etta'nın annesinin neden soğuk, tuhaf bir kadın olduğunu sonlara doğru anlayacağız. Sebepleri varmış kadının. Bitti neyse ki..

10 Mart 2022 Perşembe

Okudum: Kemik Atlası (James Rollins)

 



Adı: Kemik Atlası
Yazar: James Rollins
Orj. Adı: Map of Bones
Sayfa: 615
Fiyat: 9 tl

Yazarın Kum Fırtınası kitabıyla ikili olarak almıştım, son derece ucuzlardı. Devam kitabı değil bunu baştan söyleyeyim ama ilk kitaba bazı göndermeler var. Çünkü Sigma ekibi ve Painter Crowe bu kitapta da geçiyor. Painter burada ana karakter değil, o görevinde yükselmişti, sahaları özlese de o artık Sigma ekibinin yöneticisi. Tabi onun da bu hikayede önemli rolleri olacak.

Ana karakterimiz Gray. Son derece donanımlı bir ajan. Biraz ailevi sıkıntıları olsa da işine bağlı biri. Onu bir görev üzerindeyken tanıyacağız. Anlık ve doğru kararlar alabilen biri, zeki, pratik. Görev sırasında Lonca ekibinden başka bir ajan tarafından biraz şaşırtılacak Gray, sonraki asıl görevinde bu ajan sık sık karşısına çıkacak. Aslında bu ikisi düşmanlar ama başka düşmanlıkları, onları yer yer anlaşmalara mecbur bırakacak.

Böyle kitaplar hikayeyi çok farklı kollardan anlatır. O yüzden iç içe geçmiş pek çok konu var. Kafam karıştı evet bazı yerlerde ama sorun değil. Akışa teslim olun, o sizi çıkışa götürür :) Hatırladığım kadarıyla anlatayım. 

Köln'de bir katedralde bir gece ayini düzenlenir. Kutsal ekmek yendikten sonra katedral saldırıya uğrar. Din adamlarından bazıları silahla öldürülür ama başka bir saldırı türü daha kullanırlar ve onda sadece ekmeği yiyenler ölür. Sonraki otopsilerde ölenlerin midesinden tuhaf bir madde çıkarırlar. Ekmeğin içine karıştırılan beyaz bir toz. Bilinen hiç bir şeye benzemese de özellikleri altın gibidir. Ona altının m-hali diyecekler. Okullarda öğretilemeyecek kadar ileri bir bilim dalı. Konusu geçtikçe açıklayacaklar da ben pek anlamadım. Sanırım uydurma değil ama m-halini daha önce hiç duymamıştım ve bu yeni bir buluş değilmiş. Taa eski Mısır'a kadar uzanan bir şeymiş. Kitaptaki yolculuğumuz Mısır'a düşmese de civarında dolanacağız.

Painter Crowe, Sigma ekibinin en iyilerini toplar. Hem ajanlık hem de bilimsel araştırma karışımı bir göreve gideler. Gray onların başı olacaktır. Bu ekibe 2 kişi daha dahil olur. Onları Vatikan dahil eder. Onlar da eğitimli ama daha çok tarihi eser üzerine. Bu 2 kişi akraba. Rachel ve amcası. Rachel etkileyici biridir, Gray de öyle :)

Sigma ekibi Köln'deki katedrali incelerken bir saldırıya uğrarlar. Ölümden kıl payı kurtulunca, tüm dünya onları ölü sansın diye ipuçlarını gizli şekilde takip ederler. Buradan sonra olaylar çok hızlı akıyor. İşin içine Ejder Divanı diye tuhaf bir tarikat da dahil oluyor. Bunlar kötü kişiler. Sigma ekibiyle sürekli kovalamaca halindeler.

Devamını anlatmayacağım çünkü çok derinleşiyor. Pek çok yer geziyorlar, pek çok tarihsel olaya değiniliyor, Hristiyanlık üzerine pek çok ayrıntıdan söz ediliyor. Tabi tüm bunların yanında son model ajanlık teçhizatları da var :)

Keyifli ve heyecanlı bir okumaydı. Sadece kitap fazla kalın ve taşıması zor oldu. Kütük gibi evet :)

*Kemikleri unuttum. Köln'deki katedral saldırısının amacı, orada duran kutsal emanet adı verilen kemikler. Üç Mecusinin kemikleri. Altın sandıktalar ve sandığı bırakıp sadece o kemikleri çalarlar. İşte bu biraz gizemli.

21 Şubat 2022 Pazartesi

Okudum: Beşinci Mevsim, Sütun Kapısı ( N. K. Jemisin) Kırık Diyar Serisi

 



Adı: Beşinci Mevsim
Orj. Adı: The Fifth Season (The Broken Earth #1)
Yazar: N. K. Jemisin
Sayfa: 490
Fiyat: 18,15 tl

Kitabı alalı uzun zaman oldu. Nereden aldığımı hatırlamıyorum. Ama güzeldir diye 2. sini de almışım, öylece bekliyorlardı okunmayı.

İsminin garip bir havası var, kapağı çok mistik, konusu da değişik. Hepsi birleşip çekmiş beni. Fantastik bir kurgu ama anlatım çok tuhaf, biraz yorucu. Sanki kendi kendine söylenir gibi. Bölümler arası değişimler biraz ani ve olay anlatımı şahsın iç sesi gibi. 'Onu sevmiyorsun ama yüzüne de vuramıyorsun, gülümsüyorsun' gibi cümlelerle dolu. Şahıs ve yer isimleri de sıradışı olunca başlarda anlayamadım pek. Bırakmayı düşündüm ama '2.si de var, o kadar para vermişim, az daha okuyayım' derken sarmaya başlıyor. Bırakamadım gerçekten.  

Okudukça kafamda minik bir tahmin oluştu, başlarda 'ne alaka' desem de okudukça tahminim desteklenmeye başladı ve bir yerden sonra 'tam da düşündüğüm gibiymiş' mutluluğunu yaşadım.

Gelelim konuya. Olay bizim dünyamızda geçiyor sanırım ama yer isimleri ve yıl/zaman çok farklı. Bu dünyada normal insanlar ve bazı yetenekleri olanlar var. Bu yeteneklilerden biri orojen. Coğrafyadaki dağ oluşumundan yola çıkın, tüm toprak anayı, kayaları, fayları ve daha da dibe, ne varsa hepsini hisseden/duyumsayan ve beynindeki bir bölgeyle tüm bunları yönlendirebilen, kısacası deprem yaratan veya onu durduran kimseler, orojenler. Orojenleri halk sevmiyor çünkü onlar bulundukları yere felaket getirebiliyorlar. Orojenlerin keşfedilmesi, eğitilmesi ve kontrol altında tutulması önemli. Kitapta buralar oldukça detaylı anlatılıyor.

Kitap 3 karakter üzerinden ilerliyor. Hepsi kadın. Birinin adı Syenite. Bir orojen, görevinde yükselişte ve kendinden daha yetenekli bir orojenden çocuk yapması gerekli. Maalesef. Bu kitapta aşk falan yok söyleyeyim. Bağlılık var daha çok, mecburi gibi. Çok da umurlarında değil zaten bunlar. Her an bir yerlerde deprem olabilir, yer yarılabilir, mevsim değişebilir ve insanlık yine son bulabilir. Hep bu tedirginlikte ilerliyorlar. Syenite ve mecburi partneri tuhaf bir göreve gönderiliyor. Uzak bir sahilde bir liman tıkanmış. Oradaki mercanları temizleyecekler. Mercanların altında büyük tehlike varmış meğerse.

Diğer karakterimiz küçük bir kız, adı Damaya. Ailesi sevmiyor bu kızı, zaten orojen olduğu farkedilince bir ahıra kapatıyorlar. Merkezden birinin gelip onu götürmesini bekliyorlar. Kızın kendini tanıması, eğitim alması, Merkez denen yer.. Damaya ile keşfedeceğiz. Merkez de masum bir yer değilmiş, kurtlar sofrası resmen. Neyse ki Damaya uyanık bir kız. Aklını kullanıyor oralarda.

3. karakterimiz yetişkin bir kadın. O da orojen ama yaşadığı yerde bu özelliğini bilen yok. Adı Essun. 2 çocuğu var ve ikisi de orojen olunca kocası deliriyor. Çocuklardan birini öldürüyor diğerini de alıp kaçıyor. Essun da bunalımdan çabuk çıkıp adamın peşine düşüyor. İç ses konuşmasını en çok yapan Essun, çok görmüş geçirmişliğine veriyoruz bunu da. Essun'un yolculuğu en tuhaf olanı. Yer yer dramatik şeyler olsa da oldukça merak uyandırıcı. 

Orojenler, yeteneklerini kullanma biçimleri ve yeryüzünde meydana gelen depremsel felaketler en çok kafa karıştırıcı yerler. Okudukça alışıyorsunuz da çok sancılı oluyor ya. Gerçekten tatil zamanlarında okunması gerekiyor bu serinin ya da işin gücün az olduğu dönemlerde. Yoksa fırlatıp atarsınız :)

Mevsimlerden bahsetmedim. Kitaba adını veren, en korkulan mevsimmiş sanırım. Daha çok çağ gibi düşünün. Mevsimler arası bin yıl da sürebiliyor. Düzenli bir akış yok. Oluşan felakete göre şekilleniyor o mevsimin adı. Çoğu zaman insanlığın sonu oluyor ama bir yerlerde yaşam yeniden bir yolunu buluyormuş. 




Adı: Sütun Kapısı
Orj. Adı: The Obelisk Gate (The Broken Earth #2)
Yazar: N. K. Jemisin
Sayfa: 473
Fiyat: 22,6 tl

İlk kitapta bahsetmediğim bir grup vardı: Muhafızlar. Onlar önemli. İnsan gibiler ama ölümsüz gibiler. Orojenlerin yeteneklerini sınırlayacak güçlere sahipler. Tamamen kötü diyemem bu gruba. Zira Damaya'nın muhafızı biraz daha insani. 2. kitapta ona fazla yer verilecek. Bir yerlerde hafıza kaybı gibi bir şey yaşayacak ve olmadık bir zamanda hikayemize dahil olacak. 

Ayrıca burada Essun'un kızı Nassun'u da okuyacağız. O annesinden bile güçlü bir orojen ama henüz farkında değil. Zamanla gelişecek. Tabi bu evrendeki kaosun ne olduğunu da az da olsa öğreniyoruz. Meğerse geçmişte bir şey olmuş ve Ay Dünya'dan kopmuş. Çok uzun bir yörüngeye düşmüş. Ara sıra Dünya'ya yaklaşsa da Dünya'daki tüm felaketler bunun yüzündenmiş. Toprak Baba, Ay'ı özlüyormuş. İnsanlara bu yüzden kızmış. 

Essun kızına ulaşmaya çalışırken onun peşine küçük bir çocuk takılıyordu. Garip bir çocuktu o, adı Hoa. Yemek yemez, pek uyumaz, insan gibi görünse de aslında değil. O bir taşyiyen. Bu da kitaptaki yetenekli gruplardan biri. Taşyiyenler ölmez. Heykel gibidirler, ağırdırlar, birbirlerini yok edebilirler ama yüzyıllar içinde tekrar ortaya çıkarlar. Kimse sevmez onları. Ama nedense her güçlü orojenin yakınında bir taşyiyen oluyor. Gözü gibi koruyor orojenini. Tam çözemiyoruz bu grubu. Ama hikayemizde önemli rolleri var onlarında.

Kitaptaki kaosun sebebinden bahsettim. Bunu Essun'a anlatıyorlar ve istiyorlar ki Ay'ı geri getirsin, eski yörüngesine oturtsun vee mevsimler son bulsun. İnsanlık eski haline dönsün. Peki şekerim :) Essun'un bunu yapması için daha çok şey öğrenmesi gerek ve tekrardan söylüyorum kitabın anlatımı gerçekten yorucu. Anlamak için ekstra çaba gerekli. Merak uyandıran tarafları olmasa kendimi böyle yormazdım. Ama beğenmeyen, kötüleyen hatta söven o kadar çok okur var ki ve o kadar haklılar ki :)

3. kitap varmış. Dilimize çevrilmemiş. 


Kitabın uzun bir açıklaması var vikipedide. Üşenmedim translate'te çevirdim. Kelime sınırı varmış. Paragrafları bölüp öyle çevirdim. Güzel çevirdiği için 3. yü beklememe gerek kalmadı, konuyu anladım hatta nasıl biteceğini/bittiğini de öğrendim. Artık kafam rahat. Ha bir kaç kişi ölecekmiş, Ay'ı eski yerine oturtmak kolay değilmiş, ağır bedel ödenecekmiş. Ödeyin, ben yoruldum.

*Sütun Kapısı nedir? Kaçık orojen Alabaster'in teorisine göre, güçlü orojenlere bazı özel sütunlar yaklaşırmış. Havada süzülürlermiş. Syenite'inki ametistti. Neyse bunlardan bir sürü varmış ve hepsini bir araya getirip büyük bir güç alanı oluşturup işte önemli bir şeyler yapılabilirmiş. Bunun genel adı gibi bir şey.  Ben olsam Obelisk'i sütun diye çevirmezdim.

*Damaya'nın Muhafızı Schaffa için şöyle bir benzetme yapacağım. Merdivenler Kenti'ni okuyanlar için. Oradaki Sigrud karakterinin neredeyse kopyası. Sadece tip olarak değil, karakterin yaşantısı hatta kaderi bile aynı. Kitaplar arası dejavu diyelim :)

9 Şubat 2022 Çarşamba

Okudum: Halaskar (Ş. Yüksel Yılmaz)

 



Adı: Halaskar
Yazar: Ş. Yüksel Yılmaz
Sayfa: 301
Fiyat: 21 tl

Yazarın daha önce M4Y4 serisini okumuştum. Beğendiğimi hatırlıyorum. Bu kitabı daha sonra yazmış. Konusu ilgimi çekti ve aldım. İyi ki de almışım. 3 günde bitirdim. Çok sürükleyici ve film gibi bir anlatımı var. Sadece bilim kurgu değil macera da içeriyor, yer yer gülümsetiyor, düşündürüyor, pek çok duyguyu barındırıyor. Seversiniz.

Dünyamızın vadesi dolmuş, insanlık yeni bir gezegen arayışında. Semele adında bir gezegen keşfediyorlar, milyon yıl uzaklıkta. Dünyaya eşdeğer bir cennet. Gitmesi zahmetli, iletişim sıkıntılı. Bir şekilde orayı hem araştırmak hem de insanlara hazırlamak için önceden süvari adı verdikleri eğitimli askerleri gönderiyorlar. İleri teknoloji aletlerle donanmış bu kişiler Semele'yi insanlara hazırlayacaklar ve araştırma yapacaklar. 

Semele'de yaşam var. İnsan gibi zeki varlık yok ama oradaki canlıları araştırıyorlar. Vahşilerin neslini tüketmekle uğraşırlarken süvarilerden biri bizim ana karakterimiz oluyor. Kendisi Türk. Adı da Serkan. Biyolog ayrıca. Araştırmaları sırasında çay ve kahve bitkileri de bulmuş. Mecburen yalnız çalışıyor ve kendince yaptığı işin keyfini çıkarırken üstlerinden bir görev geliyor buna. Ona yakın bir bölgedeki diğer askeri gidip kontrol etmesini istiyorlar. O askerden bir süredir haber alınamıyormuş. Serkan içinden söylene söylene bir yolculuğa çıkıyor. Garip bir gezegende elbette garip şeyler olacak. Onun yolculuğu oldukça maceralı, yer yer komik. Ona arkadaşlık edecek sevimli bir yavru hayvan da çıkıyor ortaya. Türü dünyamızda yok ama o yavruyu çok seveceğiz. Serkan'a pek çok yerde yardım edecek o.

Kitap sadece Serkan'ın yolculuğundan oluşmuyor. O bu yolculukta aşkı da bulacak. İşin büyüsünü kaçırmamak için devamını anlatmayacağım. Şöyle diyeyim, Semele'de yalnız değiller. Süvarilerin hepsi aynı iyimser amaçlarla çalışmıyorlar ve her canlı Serkan'ın evcil arkadaşı gibi uyumlu değil. Arkada dönen daha büyük oyunlar da var, bunları okudukça göreceğiz. Benim elimden düşmedi. İşi gücü bırakıp okudum. Böyle bir kitaba ara vermek haksızlık olurdu. Keşke uzun bir seri olsaymış. O gezegene ve oradakilere daha bir doysaymışız. Bana az geldi, bitince boşluğa düştüm. Bunun üstüne ne okusam biraz keyifsiz olacağım sanırım.

Yazarı da ayrıca tebrik ediyorum. Gerçekten film tadında heyecanlı bir macera sundu bize. Hayalgücünü sevdim.

*Halaskar nedir? Direkt çeviride 'kurtarıcı, kurtaran' anlamını veriyor. Arapça kökenli sanırım. Bu kitaptaki anlamı da buna benziyor aslında. Semele'yi insanlığa hazırlayacak kişilere halaskar diyorlar. Serkan da bunlardan biri.

*Benzettiğim eserleri söyleyeyim. Semele gezegen tasviri (Avatar-Pandora), Uzay ve başka gezegene yerleşme (Beth Revis-Evrenin Ötesi) (Scott Sigler-Uyanış)  Serkan'nın yolculuğu, kullandığı araç (Marslı)
Ayrıca süvarilerin zırhları ve onlara takılan yapay zeka işlevi de pek çok eserde benzerlik gösteriyor. Yine de kendi içinde özgün bir kitap olduğunu düşünüyorum. 

29 Ocak 2022 Cumartesi

Okudum: Ejderhanın Kızı, Gölge Ejderhaların Yükselişi (Liz Flanagan)

 



Adı: Ejderhanın Kızı / Gökyüzü Efsaneleri
Orj. Adı: Dragon Daughter
Yazar: Liz Flanagan
Sayfa: 400
Fiyat: 21,75 tl

Sanırım Trendyol'dan almıştım. Biraz gençlik romanı gibi diyebilirim ama okurken sıkılmadım. Anlatım çok çocuksu değil ve ejderhalar çok güzel :)

Eskiden Arcosi adasında  ejderhalar yaşarmış. Sadece o adada doğabilirlermiş, halkın içinden bir kişiyle bağ kurarlarmış. Sonra birileri bu düzeni bozmuş. Ejderhaları saraya hapsetmiş, sadece saraydaki asillerle bağ kurulsun istenmiş. Sonra savaş çıkmış ve ejderha soyu tükenmiş. Arcosi halkı da adayı terk etmiş.

Adayı boş bulan bir grup insan buraya yerleşmiş. İçlerinden uyanık olanlar kendini dük ilan etmiş. Zamanla çoğalmışlar ve halkı ezmeye başlamışlar. Bu sıralarda Milla adında bir kız bizim ana karakterimiz oluyor. Kendisi 13-14 yaşlarında, ailesini ve kökenini bilmiyor. Bir konakta evin kızına yardım eden hizmetli gibi bir konumda çalışıyor. Boynunda ejderha sembollü bir madalyonu var ve tek mirası o.

Milla bir gün bahçede bir ağaçta gizlenirken oraya gizemli bir adam geliyor ve ağaca bir çanta asıyor. Milla çantayı incelerken bu gizemli adam öldürülüyor. Milla çantayı alıp başka yere gizleniyor ve içindeki 4 yumurtadan sadece mavi olana bir çekim duyuyor.

O günlerde sarayda bir balo düzenleniyor ve aniden yaşlı ve gizemli bir kadın çıkıyor ortaya. Ejderhalarla ilgili bir şeyler söyleyip kaçıyor ve o günden sonra Milla'nın yaşantısı değişiyor.

Konusu çok da klişe değil aslında ama ejderhanın doğması, büyümesi, bağ kurması gibi durumlar bu tarz romanlarda benzer seyrettiği için biraz tanıdıklık hissi oluşuyor. O evreleri her defasından yeniden yaşamak, sanki bir ejderhaya sahip olmak gibi, hoş bir tat bırakıyor bende. Keşke gerçek olsalardı..

* Seri olduğunu bitirince öğrendim. Aslında açık uçlu bitmiyor. O yüzden 2. kitabı almakta acele etmeyeceğim. Zaten ilkinin bitişinden 10 yıl sonrasını anlatıyormuş. Yer aynı ama karakterler farklı. Okumasak da olur. 2.nin adı Gölge Ejderhaların Yükselişi.

*Ejderhanın Kızı, diye bahsedilen Milla değil bu arada, başka biri o. Okuyunca anlaşılıyor.




Adı: Gölge Ejderhaların Yükselişi / Gökyüzü Efsaneleri - 2
Orj. Adı: Rise of the Shadow Dragons
Yazar: Liz Flanagan
Sayfa: 352
Fiyat: 24,5 tl

İlkinin üzerinden çok geçmeden okudum ama araya başka kitaplar girince pek çok ayrıntıyı unutmuşum. Neyse ki okurken hatırlatmalar yapılıyor yeri geldikçe.

Arcosi adası ejderhalarına kavuşalı 10 yıl olmuş. Milla büyümüş ve tabi arkadaşları da. Bir yumurtlama töreninde Milla'nın bir yakını olan Joe, hiç bir ejderha kendisini seçmeyince çok öfkelenir. Aslında sakin bir çocuktur ama o anda ortalığı birbirine katar. Sonra da çok utanır ve kaçar oradan. Çok da uzaklaşamaz, sanırım 12 yaşındaydı, o yaşta bir çocuk tek başına hayatta kalamayacağı için adayı terk edemez. Şansına saklandığı bir mağarada onu biri bulur. Kızın adı Winter. Birkaç yıl önce ejderhası öldüğü için derin bir depresyondadır ama Joe'ya yardım eder. Arcosi'in altında kimsenin bilmediği tünellerde yaşamaya başlarlar ve bir gün tüneller onları gizemli bir odaya çıkarır. Odada 2 sandık vardır. Birinde altın, diğerindeyse altından bile değerli bir şeyler vardır.

Arcosi'de hayat huzurla devam etmiyordur maalesef. 10 yıl önceki devrimde bazı askerler işlerinden olunca toplanmaya ve halkı kışkırtmaya başlarlar. Aslında büyük bir sorun değildir ama kökten temizlenmediği için zamanla büyür. Joe'nun çıkardığı kargaşa da iyice güç toplarlar ve onlar da kendi devrimlerini yaparlar. Kendilerine Kardeşlik diyorlar. Joe'nun ablası Tarya ve onun eşi Dük Vigo, adayı yöneten kişilerdir ve Kardeşlik tarafından esir alınırlar. Bu kaos ortamında dünyayı kurtarmak Joe ve birkaç arkadaşına kalır. Çocuk ve gençlik romanlarının klasiğidir, dünyayı kurtarmak. Eleştirmiyorum, güzel bir kurgu oluşturulmuş. Keyif alarak okudum. Ejderhalara olan yoğun ilgim sayesinde tabii, bu kitapta da yine çok tatlılar :)

*Gölge Ejderhalarından bahsetmedim, kitaba adını veriyor evet ama anlatırsam büyüsü kaçar. Aslında bu konuyu daha ayrıntılı ve uzun işleyebilirmiş yazar. Biraz aceleye gelmiş sanırım kitap..

15 Ocak 2022 Cumartesi

Okudum: Sihirli Fırın (Kathryn Littlewood)



Adı: Sihirli Fırın
Yazarı: Kathryn Littlewood
Orj. Adı: The Bliss Bakery (#1)
Sayfa: 350
Fiyat: 21 tl

Trendyol'dan almıştım. Çocuk kitabı evet, arada böyle okumayı seviyorum. Gayet akıcı, çok karakteri olmayan, hafif sihirli hoş bir kitap.

Küçük bir kasabada pastane işleten bir aile var. Bliss ailesi. Dışardan normal görünüyorlar, anne-baba ve 4 çocuk. Aslında normal yiyecekler satıyorlar ama aile yadigarı bir tarif kitapları var, o sihirli işte. Bliss Tarif Kitabı. Çocuklar bu kitaptan habersiz, aslında onlar fırıncılık işlerinden pek hoşlanmıyorlar. Sadece büyük kız Rose seviyor pişirme işini. 

Bir gün başka bir kasabada bir hastalık yayılıyor ve Bliss anne-baba oraya götürülüyor. Hastalığı iyileştiren turtalar yapmak için :) Giderken 4 çocuğu fırına bırakıyorlar. Sihirli kitabı Rose'a emanet ediyorlar. Açması yasak. Normal tarifler uygulanacak deyip bir de yardımcı bırakıp gidiyorlar.

Anne-baba gidince esrarengiz bir Lily Teyze çıkıp geliyor. Ben sizin büyük-büyük-büyük dedenizden akrabayım deyip fırında kalmaya başlıyor. Çok yardım ediyor pasta işlerinde. Ama Lily Teyzede bir tuhaflık var. Hep gülüyor, hep çok iyimser. Ne zaman anneleri telefonda arasa, çocuklar Lily'den bahsedemiyorlar. Dilleri tutuluyor. Neyse Lily Teyze eşliğinde 1 hafta kalıyor çocuklar. Bu sırada sihirli tarif kitabından birkaç tarif deniyorlar. Kasaba halkına sihirli kekleri yediriyorlar ve ortalık epey karışıyor. Karmaşayı durdurmak için başka sihirli tarifler de deniyorlar ve daha da karışık bir hal alıyor işler. Son çare sihirli kitabı Lily Teyzeye gösteriyorlar. O, durumu kurtarıyor ama Lily Teyzenin amacı kitabı alıp gitmek..

Okurken sıkıldığım yerler oldu. Lily karakterinin kötü amacı olduğu çok belli ama çocuklar bunu göremiyorlar daha doğrusu akıllarına gelmiyor. Çünkü çocuklar masum. Yetişkin okumasıyla çocuk okuması çok farklı oluyor.

7 Ocak 2022 Cuma

Okudum: Kum Fırtınası (James Rollins)




Adı: Kum Fırtınası
Orj. Adı: Sandstorm
Yazar: James Rollins
Sayfa: 687
Fiyat: 9 tl

Kitapyurdu'ndan aldığımı hatırlıyorum. İkiliydi ama seri değil. Çıkış tarihine göre önce bu yazılmış ben de bundan başladım. Neden bu kadar ucuzdu anlamadım ama pahalı olsaydı almazdım. Yazarı tanımıyorum çünkü..

Aslında sıradan bir macera kitabı, sadece fazla uzun. Başta bi gözüm korksa da okudukça sarıyor, karakterleri tanıdıkça ve olayı anlamaya başlayınca maceraya kaptırıyoruz. Londra'da bir müzede garip bir patlamayla başlıyor. Oradaki tahribatta bir eserin içinden tuhaf bir cisim çıkarıyorlar ve bu cismin geldiği yere gidip ipuçlarını takip etmeye başlıyorlar. Umman'a gideceğiz. Ekibimizde zengin bir hanımefendi, onun yanında büyümüş yetim bir kız ki bu kız okuyup bir akademisyen olsa da geçmişindeki acılar onu biraz eziklemiş, sonra birkaç tane ajan var vee tabi ki düşmanlar var. 

Zengin hanımefendimiz kaynak sağlıyor, bu çok belli :) Ajanlar bu cismin götürdüğü yere gidip konuyu çözmeye çalışıyorlar, biraz da işin bilimsel kısmııyla ilgililer. Düşmanlar da cismin sonunda elde edecekleri hazineye odaklanmışlar. Halbuki olay hazine değil. Çok uzun yıllar önce ortadan gizemli şekilde yok olmuş bir medeniyete çıkıyor yollar. Ubar diyorlar adına, irem, cennet.. Çok zengin bir medeniyetken birden felaketle yeryüzünden siliniyorlar. İşte bunun sırrını çözecekler. 

Kitap uzun olunca olayı da ayrıntısı da çok oluyor. Bahsetmediğim bir kaç örgüt daha var. Onların da iyi mi kötü mü olduğu zamanla ortaya çıkacak. Sevdim ben.

*Bazı yerlerde bilimsel açıklamalar biraz zorladı beni. Gerek var mıydı demiyorum, konu bunu gerektiriyor da fazla ayrıntılı geldi bana.