27 Ağustos 2022 Cumartesi

Okudum: Kara Güneş (Cenk Kayakuş)

 


Adı: Kara Güneş
Yazar: Cenk Kayakuş
Sayfa: 431

Yazarın birkaç kitabını daha okumuştum önceden. Dilini ve anlatım tarzını beğendiğim için diğer kitaplarına da şans veriyorum denk geldikçe. Kara Güneş'i de yine bir arkadaşın kitap alışverişinde kargoyu tamamlamak için eklemiştim. Neredeyse 2 yıl olacak alalı. O zamanlar 15-20 tl civarıydı diye hatırlıyorum.

Hakan Geda yine baş karakterimiz. Bu sefer olaya kendisi bile isteye, zorla dahil oluyor. Aslında olayla bir alakası yok. Hakan bir fotoğrafçı. İstanbul'da fotoğraf sergisi düzenlediği sırada, arka balkona çıkıyor ve arkadaki binalardan birinde el feneri ışığı görüyor. Olay ilgisini çekiyor. Bir tür hırsızlık olduğunu düşünerek orada gezinenlerin fotoğrafını çekiyor. Yanlışlıkla flaş patlayınca adamlar bunu fark ediyorlar ve peşine düşüyorlar. Aslında Hakan bu kısımdan sonra hiç sesini çıkarmasa başına da bi iş gelmeyecekti ama canı macera istiyor :)

Kitabın Nazilerle ilgili kısmına da değineyim. Nazilerin Alman ırkını yüceltme konusunda bazı çalışmaları olmuş. 2. dünya savaşı sırasında. O çalışmalara ait belgeler gizliymiş, bir örgüt tarafından günümüze kadar saklanmış. Belgelerin bir kısmı İstanbul'daki -Hakan'ın gördüğü- binada gizliymiş. Olay aslında bir hırsızlık değil, eski belgelerin yeni sahiplerince bulunmasıymış. Tabi Hakan bu işi araştırdıkça, altında hiç de masum olmayan şeyler çıkacak ve Hakan dünyayı kurtarmak isteyecek :)

Bir de işin Tibet kısmı var. Çok çok eski zamanlardan kalma bir yeraltı şehri keşfediliyor orada. 2. dünya savaşından hemen önce. Bir grup Alman tarafından yapılıyor bu keşif. Orada Alman ırkının Orta Asya'dan neden göçtüğü sorusunun cevapları aranıyor. Aslında Avrupa'daki sarışın ırkın desek daha doğru olur. Cevaplar bulunsa da gizli kalıyor ve savaş sırasında yok olmasın diye her şey gizleniyor. Nazilerden kalma bir dernek tüm sırları saklıyor ve günümüze zengin bir Alman artık bunları açığa çıkarmak istiyor.

Konu karmaşık gelmesin. Yazarımız güzel bir akışta anlatıyor bunları. Araya tempolu koşuşturmacalar da giriyor. Hakan karakterinin kafası gözü yarılacak pek çok kez ama o hayatından memnun :) Sadece kitaptaki küfürlü kısımlardan biraz rahatsız oldum. Yani hafif bir sansürle daha ılımlı hale getirilebilirmiş. Günlük hayatın baya baya içinden, böyle derinden sövmeselermiş, iyiymiş..

* Kara Güneş de, Nazi felsefesi güden örgütlerden biri. Aynı zamanda uzaydaki kara deliklere de ufak bir gönderme. Kitaptaki bilimsel kısımlara değinmedim. O da okuyacaklara kalsın.

14 Ağustos 2022 Pazar

Okudum: Son İyi Adam (A. J. Kazinski)

 



Adı: Son İyi Adam
Orj. Adı: The Last Good Man
Yazar: A. J. Kazinski
Sayfa: 576
Fiyat: 20 tl

Uzun zaman önce hepsiburada.com dan almışım. Arka yazısı aslında epey ilginç. Ama kafamda nasıl hayal ettiysem, olayları sanki böyle geçmiş yüzyıllarda geçecekmiş gibi düşünmüştüm, daha mistik ortamlarda filan. Değilmiş, günümüzde geçiyor, tam olarak 2009'da. Çok da günümüz sayılmasa da akıllı telefonlar yok ve o yıllarda biz ne kullanıyorduk teknoloji olarak diye sık sık düşündüm. Dünya hızlı değişiyor.

Dünya üzerinde 36 iyi adam varmış, bir inanışa göre. Sanırım Yahudi inanışındaydı. Bu kişiler, seçilmiş kişi olduklarını bilmezlermiş. Ama bulundukları bölgeyi korurlarmış, insanlığa iyilik yaparlarmış. Her nesilde 36 kişi bulunurmuş böyle. İnanışa göre bu iyi adamların - kadın da olabiliyor tabii - hepsi birden ölürse dünya lanetlenirmiş, kıyamet gibi bir şey.

Dünyanın çeşitli yerlerinde gerçekleşen cinayetlerin bazı ortak özellikleri uyuşmaya başlar. Daha doğrusu bu benzerlikleri bir İtalyan polisi fark eder. Üstüne vazife değildir ama o boş zamanlarında bu tuhaf ölümlerin belgelerini toplamaya başlar. Hepsi 1 hafta arayla ölmüştür, hepsinin sırtında o garip yanık izi vardır, hiçbirinin çocuğu yoktur, yaşları 45-50 arasındadır ve hepsi iyilik yapan insanlardır. İtalyan polis bir şekilde görevden uzaklaştırılınca bu ölümleri birilerine bildirir. Sonuçta dosya Daniamarkalı bir polisin önüne düşer. Niels Bentzon. O da kendince sıkıntılar yaşıyordur ama olay ilgisini çeker bir yerinden başlar araştırmaya.

Kitap çok akıcı, çok sürükleyici. Macera filmi izler gibi oldum. Niels bir koşuşturmacanın içinde ölmemiş son 2 kişiyi bulmaya çalışır. O sırada ona engel olanlar ve ona yardım edenler olacak. Hannah adlı astrofizikçi aslında işin matematiğini çözecek ve onun çözme aşamaları çok ilgi çekici. Aslında bütünüyle güzel bir kitaptı ama aklımda bir soru işareti kaldı. Niels'ın karısı Güney Afrika'daydı. Onunla bir daha konuşamadı. Yani o kısım yarım kaldı bence.


10 Ağustos 2022 Çarşamba

Amazon Efsanesi Serisi (Büşra Toraman)

 




Adı: Amazon Efsanesi 1 - Zincirlenmiş Kalpler
Yazar: Büşra Toraman
Sayfa: 484
Fiyat: 38 tl

Bu seriyi sanırım bir tanıtım yazısında görüp beğenmiştim. Amazonlara da ilgim vardı ama alıp bir kenara koyunca konusunu falan tümden unuttum. Geçenlerde gözüme takıldı hadi başlayayım dedim. İyi ki başlamışım. Çok beğendim. Dili çok akıcı, konusu farklı, merak ettirerek ilerliyor. Arada bazı tutarsızlıklara rastladım ama olur öyle hatalar. Akışı bozmuyor pek. Yazarı çok genç olsa da kurgu gayet başarılı. Devamı da güzeldir umarım.

Gregg bir ajan. Bir gün onu bir üniversitedeki öğrenci cinayetlerini çözmek üzere doğduğu kente gönderirler. Gregg'in memleketinde trajik anıları vardır ama olayı da çözmeye çalışır. Gizemli katil, ardında iz bırakmadan bir çok öğrenciyi öldürmeye devam eder. Gregg bir ipucu peşinden koşarken bir gün aniden bir kadın çıkar karşısında. Ona bu olayda yardım teklif eder. Ama kadın Amazondur ve Gregg bunlara inanmasa da kendini Amazonların tuhaf dünyasında buluverir.

Tabi hemen Amazon diyarına gitmiyor. Önce olayı çözmesi, kafasının epey karışması ve tüm gemileri yakması gerekiyor. Gregg'in hayatını da değiştirecek gelişmeleri merakla okurken, ona söylenen yalanları biz de öğreniyoruz. Aleka ismindeki Amazonu hem seviyoruz hem de ona çok kızıyoruz. Ama Gregg'in tepkileri çok hoş, çok samimi, çok da zeki. Yer yer güldüğüm oldu. Sevdim ben bu kitabı.



Adı: Amazon Efsanesi 2 - İhanet Çarkları
Yazar: Büşra Toraman
Sayfa: 480
Fiyat: 38 tl

2. kitap ilki gibi yine çok heyecanlı ve maceralı. Gregg kendi geçmişi hakkında çarpıcı gerçekler öğrenip annesini bulmak için Amazon diyarına gelmişti. Burada Amazonların casusu olarak görevlendiriliyor ve Aleka ile Koper diyarına gidiyorlar. Uzak değil, hepsi aynı ormanı paylaşıyor aslında. Koperler kim? Amazonların erkek çocukları. Aslında erkek doğarsa direkt öldürüyorlarmış ama geçmişte bir Amazon kraliçesi bu çocuklara kıyamamış ve onları ormanın uzak ucundaki yerli kabilelere göndermeye başlamış. Zamanla Koper halkı oluşmuş. Amazonların istenmeyen erkek evlatları, zamanla onlara düşman olmuşlar. Çünkü onlar da Amazonlar kadar doğaüstüler.

Gregg Koper olduğuna inanmasa da zamanla güçleri gelişecek ve buna inanacak. Amazonlar ve kendi geçmişi hakkında çok daha beter şeyler öğrenecek. Casusluğu çok da sürdüremeyip iki grup arasında çatışma çıkmasına sebep olacak ve ortalık çok karışacak.

Bu ormanda bilinmeyen bir tür daha var, Doryalar. Onları kimse göremese de yaşadıkları biliniyor ve ileri teknoloji kullanarak çok ölümcül bir topluluk olduklarına inanılıyor. Kitabın sonlarına doğru onlar da çıkacak ortaya. Ama öncesinde Gregg ve Aleka binlerce kez kavga edecekler ve yine de bir arada olmaktan kaçamayacaklar. İkisi bu ormanda pek çok kuralı değiştirecek şeyler yapacaklar. Merakla devamını okuyacağım.



Adı: Amazon Efsanesi 3 - Uyanış
Yazar: Büşra Toraman
Sayfa: 555
Fiyat: 38 tl

2. kitapta az bahsedilen Doryaları tam anlamıyla tanıyacağız. Onlar farklı bir doğaüstü tür değilmiş aslında. Bilimsel deneyler yapan ve teknoloji kullanan insanlarmış ama masum değiller. Gregg, Aleka ve birkaç arkadaşını da kaçıracaklar ve onların üstünde deney yapmaya başlayacaklar. Bu kaçırma sırasında olaya Gregg'in kız kardeşi Tess ve Gregg'in ortağı Kyle da dahil olacak. İkisi de eğlenceli tipler ve uzun süre onları da okuyacağız.

Doryaların elinden kurtulurken acıklı olaylar yaşanacak ve Gregg çok üzülecek. Sonrasında saldırılar, kurtarmalar, birleşmeler, daha fazla saldırılar, arada kavuşmalar ve bir çok olay yaşanacak. Hiçbirini anlatmayıp içerisindeki macerayı sadece okuyacaklara saklamak istiyorum. Çook beğendiğim bir seri oldu. Her sayfasını merakla ve sıkılmadan okudum. Yazarımıza çok teşekkür ediyorum. 

28 Temmuz 2022 Perşembe

Okudum: Kraken Bir Canavarın Anatomisi (China Mieville)

 



Adı: Kraken Bir Canavarın Anatomisi 
Orj. Adı: Kraken An Anatomy
Yazar: China Mieville
Sayfa: 511
Fiyat: 23,8 tl

Alalı epey oldu. Kraken'e meraklıyım, değişik bir kurgu olduğunu arka kapaktan da gördüm aslında ama hiç bu kadar kötü olacağını düşünmemiştim. Bu yazarı da ilk defa okuyorum, bir daha okuyacağımı da sanmıyorum. Sevmedim.

Londra'da bir müzede sergilenen dev mürekkepbalığı, bir gün ortadan kaybolur. Ölü bir balığı kim ne yapsın, niye çalsın? Yere bir damla su damlamadan hem de. Kimin çalmış olabileceğine dair yapılan araştırmada o balıktan sorumlu Billy'i sorgulamaya başlarlar. Billy normal bir insandır ama bu olaydan sonra kendini Londra'nın tuhaf canlıları arasında buluverir. Büyücüler, kahinler, tuhaf dinler, inananlar.. Kafam bi milyon oldu okurken. 

Kitapta sürekli lafı edilen bir şey var ki çok sinir bozucu. Herkes şöyle diyor: 'Kötü bir şey olacak' 'Bir şey yaklaşıyor' 'Dünya'nın sonu'. Bilen, bilmeyen herkes böyle diyor. Herkes hissediyor da olan bir şey yok. Billy ve tuhaf arkadaşı Dane, ondan bundan saklanırken bazı tuhaf kimselerle konuşup birilerini bulmaya çalışıyorlar. Sürekli bir hareket, bir gizem, bir tehlike. Arada birileri ölüyor. 

Arada Kraken'den yani şu çalınan dev mürekkepbalığından bahsediyorlar. Meğer buna tapanlar varmış. Ama hayvandan ziyade buna tapanları okuyoruz. Her neyse sevmedim. Pek çok tuhaf fantastik kurgu okudum ama bu baya kötüydü. Yazar kendi kafasındaki kurguyu paramparça aktarmış. Olmamış.

2 Temmuz 2022 Cumartesi

Okudum: Paramparça (Brian Freeman)

 



Adı: Paramparça
Orj. Adı: Spilled Blood
Yazar: Brian Freeman
Sayfa: 512

Kitabı alalı rahat 5 yıl olmuştur. Nereden ve kaça aldığımı hatırlamıyorum. Sıradan polisiye kitabı aslında. Kötü değil de benim elimde 2 ay süründü. Okurken akıcı, bırakınca bir daha okuyasım gelmedi. Katil kim diye merak ettikçe birkaç bölüm okuyup attım bir köşeye. Öyle böyle bitti.

Kan davalı 2 kasaba var. Barron ve St. Croix. Birisinde bir fabrika gibi tesis var. Bu tesis araştırmaları sırasında doğaya zarar vermiş, öbür kasabanın gençlerinde kanser vakaları artmaya başlamış. Dava sürecinde uzmanlardan yardım alınmış ama kansere sebep bulunamamış. Tesis çalışmaya devam ediyor ve 2 kasabanın gençleri birbirine düşman olmuş bu yüzden.

Tesisin sahibinin kızı bir gün ıssız bir bölgede ölü bulunur. Tanıklara göre yanında 2 kız daha varmış ve birinin de silahı varmış. Olay aslında meçhul ama tanıklar olduğu için Olivia adındaki kızı yakalıyorlar. Oliva'nın babası avukatmış, Chris. Bu kitabın ana karakteri o. Her şeyi Chris'in ağzından öğreneceğiz. Adam kızını temize çıkarmak için ipuçlarını kovalıyor. Olayın arka yüzünü araştırmaya başlıyor. Aslında bir nevi dedektiflik yapıyor. Bir yandan karısıyla arasını düzeltmeye çalışıyor. Birkaç yıl önce boşanmışlar ama Chris onları hala seviyor.

Chris bu 2 küçük kasabada sürekli hareket halinde ve birileriyle görüşmeler içerisinde. Diğer yanda kasabada Aquarius adında gizemli biri ortaya çıkıyor. Ölen kız vakasının üstüne sağ sola tehdit mektupları bırakıyor. Onun gizemi epey çözülemiyor. Sonra hiç tahmin etmediğimiz bir adam çıkıyor Aquarius. 

Diğer yanda Kirk ve Lenny kardeşler var. Kirk pisliğin teki. Her türlü kötülük var, kardeşini de kullanıyor, o da biraz ezik bir tip. Bir ara Kirk'ten şüpheleniyorlar kızı öldürdü mü diye. Onların sonu fena olacak.

Kitapta 15 yaş civarı gençler olduğu için onların yaşantısını da görüyoruz. Gençlerde büyük yozlaşma var. Aslında her yerde bu böyle de, insan garipsiyor. Neyse katili Chris keşfediyor. Yine hiç aklımıza gelmeyecek bir kişi..

*Orijinal adı 'dökülen kan' diye geçse de ben olsam dilimize 'kan davası' diye çevirirdim ya da 'kasabaların savaşı' falan :)

28 Nisan 2022 Perşembe

Okudum: Yolcu, Gezgin (Alexandra Bracken)




Adı: Yolcu
Orj. Adı: Passenger
Yazar: Alexandra Bracken
Sayfa: 548
Fiyat: 19 tl

Yazarın Karanlık Zihinler serisini okuyup çok beğenmiştim. Bu 2liyi de görünce bir denemek istedim. Ama kitapta zaman yolculuğu var. Hem de öyle bir kişilik falan değil. O yetenekle doğan herkes zamanda yolculuk yapıyor ve zamanın akışını değiştirebiliyor. Bir ara kafam öyle karıştı ki, neden aldım dedim. Yarım bıraksam merak edeceğim, zorlayarak okudum. Biraz yorucu oldu.

Her şeyden habersiz Etta adında bir kızla başlıyoruz. Ana karakter o. 17-18 yaşlarında ve keman çalıyor. Annesiyle bağı biraz soğuk, daha doğrusu annesi soğuk. Etta daha çok keman öğretmeni Alice'i seviyor. Etta bir gün bir müzede keman konserine çıkacekken annesinin bir tartışmasına tanık oluyor. Anlamadığı şeyler duyuyor ve birisi onu oralardan uzaklaştırırken kendini bir gemide buluyor. Etta zaman yolcuğu yeteneğine sahipmiş ve bunu yaşayarak öğrenecek. 

Etta'yı aslında kaçırmışlar. Annesinden dolayı. Zaman yolcuları sülalesi için önemli bir eşya varmış ve bu eşyayı Etta'nın annesi bir yere saklamış. Yer dediğim de geçmişte bir mekanda bir yere. Ne yıl belli ne ülke. Zamanda geri veya ileri gitmek de öyle kolay değil. Belli geçitler var. Gizli bilgi gibi, herkes bilmiyor bunları. O geçitleri müzik sesiyle tetikleyip ortaya çıkarıyorlar ve hopp gidiyorsun. Nereye gittiğin belli değil. Hangi ülkede olduğun belli değil. Gittiğin döneme uygun giyinip oradaki akışı bozmaman lazımmış. Bir de Cyrus denen bir adam var ki tüm zamanların hakimi. Adam tanrıya rakip resmen. Kendi yardımcıları var. Geçmişte ve gelecekte hangi olaylar olduğunu hemen öğreniyor. Sevmiyoruz bu adamı.

Etta zaman yolcuğu sırasında Nicholas diye biriyle yakınlaşacak. Nicholas 1700 lü yıllarda doğmuş. Etta ise 2000 nesli. Kafalar karışık tabii, birinin elektrikten haberi yok, öbürü navigasyon eksikliğine üzülüyor. Zor canım sizin işiniz.

İlk kitapta olaylar durulmuyor. Bahsi geçen aleti düşmanlara kaptırıyorlar. Etta ve Nicholas'ın yolları ve yılları ayrılıyor. Daraldım yahu.

Zaman yolculuğunu kurgu olarak sevmem. Nadiren gitselerdi ya da 1-2 kişinin ayrıcalığı falan olsaydı katlanabilirdim de, böyle önüne gelen geçmişe gidecekse, normal zaman akışının ne önemi kaldı ki. Kime göre neye göre normal..




Adı: Gezgin
Orj. Adı: Wayfarer
Yazar: Alexandra Bracken
Sayfa: 658
Fiyat: 19 tl

2. kitap daha uzun. 1 ay sürdü bitirmem. Konuyu unutmadım da, okumadıkça yok olsun istedim bu kitap. Neyse..

Etta ve Nicholas birbirinden yıl ve yer olarak çok uzaklara savrulmuşlardı. Etta'yı babası bulacak. Tanışacaklar diyelim. Aslında babası anlatıldığı kadar kötü biri değilmiş. O da zaman yolculuğu yapan biri evet. Bir süre Etta'yı yıllar arasında gezdirecek. Zaman yolculuğunun sıkıntılarını vs. anlatacak ona. Sonra bir çatışma çıkacak ve Etta'nın babasıyla yolları ayrılacak. O sırada aslında ölmüş olan birine denk gelecek. Söylemeyeyim kim olduğunu. O kişiyle Nicholas'a ve usturlaba ulaşmanın yollarını arayacaklar.

Nicholas biraz daha talihsiz bu kitapta. Sofia denen kızın tüm kaprislerine katlanmak zorunda. Sevmiyoruz kızım seni. Bu ikilinin yolu tüm zamanların cadısıyla kesişecek. Kadın ölümsüz gibi bir şey. Nicholas'ı katakulleye getirip ona bir yüzük takıyor ve bu yüzük onu yavaş yavaş öldürüyor. Nicholas ölmeden hem usturlabı yok etmek, hem Cyrus'ı öldürmek hem de Etta'yı bulmak zorunda. Acıdım çocuğa.

Aslında sürükleyici de bir yerden sonra zaman akışı delik deşik oluyor. O kadar çok gidip geliyorlar ki, yani ben bir geçit olsam, oracıkta çökerim, ciddiyim. Seriyi tam olarak sevmedim de diyemiyorum. Etta ve Nicholas aşkı güzeldi. Çoğu zaman uzakta olsalar da, sevdim onları. Etta'nın annesinin neden soğuk, tuhaf bir kadın olduğunu sonlara doğru anlayacağız. Sebepleri varmış kadının. Bitti neyse ki..

10 Mart 2022 Perşembe

Okudum: Kemik Atlası (James Rollins)

 



Adı: Kemik Atlası
Yazar: James Rollins
Orj. Adı: Map of Bones
Sayfa: 615
Fiyat: 9 tl

Yazarın Kum Fırtınası kitabıyla ikili olarak almıştım, son derece ucuzlardı. Devam kitabı değil bunu baştan söyleyeyim ama ilk kitaba bazı göndermeler var. Çünkü Sigma ekibi ve Painter Crowe bu kitapta da geçiyor. Painter burada ana karakter değil, o görevinde yükselmişti, sahaları özlese de o artık Sigma ekibinin yöneticisi. Tabi onun da bu hikayede önemli rolleri olacak.

Ana karakterimiz Gray. Son derece donanımlı bir ajan. Biraz ailevi sıkıntıları olsa da işine bağlı biri. Onu bir görev üzerindeyken tanıyacağız. Anlık ve doğru kararlar alabilen biri, zeki, pratik. Görev sırasında Lonca ekibinden başka bir ajan tarafından biraz şaşırtılacak Gray, sonraki asıl görevinde bu ajan sık sık karşısına çıkacak. Aslında bu ikisi düşmanlar ama başka düşmanlıkları, onları yer yer anlaşmalara mecbur bırakacak.

Böyle kitaplar hikayeyi çok farklı kollardan anlatır. O yüzden iç içe geçmiş pek çok konu var. Kafam karıştı evet bazı yerlerde ama sorun değil. Akışa teslim olun, o sizi çıkışa götürür :) Hatırladığım kadarıyla anlatayım. 

Köln'de bir katedralde bir gece ayini düzenlenir. Kutsal ekmek yendikten sonra katedral saldırıya uğrar. Din adamlarından bazıları silahla öldürülür ama başka bir saldırı türü daha kullanırlar ve onda sadece ekmeği yiyenler ölür. Sonraki otopsilerde ölenlerin midesinden tuhaf bir madde çıkarırlar. Ekmeğin içine karıştırılan beyaz bir toz. Bilinen hiç bir şeye benzemese de özellikleri altın gibidir. Ona altının m-hali diyecekler. Okullarda öğretilemeyecek kadar ileri bir bilim dalı. Konusu geçtikçe açıklayacaklar da ben pek anlamadım. Sanırım uydurma değil ama m-halini daha önce hiç duymamıştım ve bu yeni bir buluş değilmiş. Taa eski Mısır'a kadar uzanan bir şeymiş. Kitaptaki yolculuğumuz Mısır'a düşmese de civarında dolanacağız.

Painter Crowe, Sigma ekibinin en iyilerini toplar. Hem ajanlık hem de bilimsel araştırma karışımı bir göreve gideler. Gray onların başı olacaktır. Bu ekibe 2 kişi daha dahil olur. Onları Vatikan dahil eder. Onlar da eğitimli ama daha çok tarihi eser üzerine. Bu 2 kişi akraba. Rachel ve amcası. Rachel etkileyici biridir, Gray de öyle :)

Sigma ekibi Köln'deki katedrali incelerken bir saldırıya uğrarlar. Ölümden kıl payı kurtulunca, tüm dünya onları ölü sansın diye ipuçlarını gizli şekilde takip ederler. Buradan sonra olaylar çok hızlı akıyor. İşin içine Ejder Divanı diye tuhaf bir tarikat da dahil oluyor. Bunlar kötü kişiler. Sigma ekibiyle sürekli kovalamaca halindeler.

Devamını anlatmayacağım çünkü çok derinleşiyor. Pek çok yer geziyorlar, pek çok tarihsel olaya değiniliyor, Hristiyanlık üzerine pek çok ayrıntıdan söz ediliyor. Tabi tüm bunların yanında son model ajanlık teçhizatları da var :)

Keyifli ve heyecanlı bir okumaydı. Sadece kitap fazla kalın ve taşıması zor oldu. Kütük gibi evet :)

*Kemikleri unuttum. Köln'deki katedral saldırısının amacı, orada duran kutsal emanet adı verilen kemikler. Üç Mecusinin kemikleri. Altın sandıktalar ve sandığı bırakıp sadece o kemikleri çalarlar. İşte bu biraz gizemli.